menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bunca yoksulluk varken - Mahmut Aslan

29 0
13.07.2026

NATO zirvesi için Ankara’da kurulan o devasa sahne, bana Romain Gary’nin “Onca Yoksulluk Varken” romanını hatırlattı. Gary, Paris’in varoşlarında büyüyen görünmez çocuk Momo’yu anlatır; yoksulluğun yalnızca boş bir cüzdan değil, devletin gözünden düşmek, unutulmak ve görünmez kılınmak olduğunu söyler. Bugün bu ülkenin “Memo”ları aynı görünmezliği Ankara’nın gösterişli sokaklarında, Beştepe’nin ihtişamlı salonlarında yaşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın gözü Ankara’da” dedi. Doğru. Peki dünya ne gördü? Güçlü bir Türkiye mi, yoksa özenle boyanmış bir vitrin mi? Vitrin parlıyordu ama vitrinin ardındaki yoksulluk, en az vitrin kadar belirgin bir şekilde yerinde duruyordu.

KAYNAK VAR, TERCİH BAŞKA 

Milyonlarca insan her ay kirasını ödeyebilmek için debeleniyor. Et, sofraların temel gıdası olmaktan çıktı; kasap vitrinlerinde seyredilen pahalı bir ürüne dönüştü. TÜRKİŞ’in Haziran 2026 verilerine göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 759 lirayı, yoksulluk sınırı 116 bin 478 lirayı aştı. Asgari ücret ve emekli aylıkları bu rakamların çok gerisinde kaldı.

Aynı hafta Beştepe’de sofra başka türlü kuruldu. Liderler onuruna verilen akşam yemeğini, Türkiye’ye ilk iki Michelin yıldızını kazandıran şef Fatih Tutak hazırladı; ana yemek ağır ateşte pişmiş dana kaburgaydı. Trump, yemeği “10 üzerinden 12’lik” diye övdü. Yurttaşın vitrinde yalnızca seyrettiği et, aynı hafta yabancı konuklara Michelin yıldızlı şefin elinden ikram edildi.

Bu bir kader değil. Bu, kamudan, emekten ve sosyal devletten yana olmayan siyasal tercihlerin........

© Cumhuriyet