Şükran, canım sır kardeşim benim
Canım Şükran’ım ölüm haberini aldığımdan beri perişanım, sana bir sır vereyim; ilk kez kendi ölümümü düşündüm. Şimdi biliyorum bana kızacaksın, “Saçmalama Işıl” diyeceksin. Evet saçmaladım. Elimde değil ölüm haberini aldığımdan beri yıllarca birlikte çalıştığımız Cağaloğlu’ndaki o köhne çalışma binasında yaşadığımız kimi zaman neşeli, kimi zaman öfkeli, kimi zaman da sırlar paylaştığımız anılar gelip beni buluyor. Yan yana masalarda otururduk ve daktilolarımız sürekli tıkır tıkır çalışırdı. Oldukça büyük salonun kapısına yakın kocaman bir masada düzeltmenlerimiz otururdu. Çok da ünlüydüler; kimi denemeci, kimileri şair, kimileri de hikâyeciydi. Bizim yazıları pürdikkat düzeltirken kendi aralarında fısır fısır dedikodu yaparlardı, biz de dedikoduları duymak için arada daktilolarımızın tuşlarına basmaktan vazgeçerdik.
Öğlen olduğunda genel yayın yönetmenimiz Oktay Kurtböke, daha sonraları da Hasan Cemal üçüncü kattaki odalarından çıkar, senin Boşnak böreklerin için bizim kata gelirlerdi. Sen boş bir masanın başına geçer, vallahi billahi sabahın kör vaktinde kalkıp yaptığın ve tepsisiyle getirdiğin Boşnak böreğini kesmeye başlardın, biz de yumulurduk. Çok ender börek gelmezdi ve hepimiz sana ödevini yapmamış bir öğrenci gibi bakardık. İlhan abi, Oktay Akbal üçüncü........
