Bizim de Yaşar Kemal’imiz var
Shakespeare’in yapıtlarının evrensel düzeyde benimsendiği bir dünyada yaşıyoruz. Büyük ozanın sahne metinleri, yazıldıkları yüzyılı ve sonrasını rahatça aştığı gibi, zaman içinde klasik müzik, opera, bale, sinema gibi sanat türlerine de dönüşerek gitgide çoğalmaktadır.
Ne ki bu olağanüstü metinleri, Latince odaklı “grammar school”daki öğrenimini bitiremeden, 14 yaşındayken noktalamak zorunda kalan Stratford doğumlu William Shakespeare’in yazmış olamayacağı da düşünülmektedir. Orta çapta bir ailenin, eğitimi eksik kalmış çocuğunun böylesine büyük yapıtlar üretebilmiş olmasına inanamayış, sıradan birer birey olarak kendi dar sınırlarımızı kabul etme olgunluğuna ulaşamadığımız için midir? Üstün yetenek ve hüner, ille soylu ve kültürlü bir aileden gelen, seçkin sanat ortamlarında yetişmiş, eğitimli kişilerin sahip olduğu bir ayrıcalık olarak mı düşünülmelidir?
Shakespeare yapıtlarının gerçek yazarına ulaşmayı hedefleyen varsayımlar Batı dünyasında sürüp gidecektir. Bize gelince, Anadolu coğrafyasının efsane kişileri Hoca Nasrettin’i, Yunus Emre’yi bilen ve -ne raslantı- ortaokul öğrenimini bitiremeden -14 yaşındayken- çalışmak zorunda kalsa da yapıtlarıyla dünya düzeyindeki pek çok ustanın önüne geçen Yaşar Kemal gibi bir “deha”yı tanımış insanlarız. Aklımız ve yüreğimiz gerçeklere de açıktır, efsanelere de. Kaldı ki destanların ve efsanelerin yazarı Yaşar Kemal çağdaşımızdır. Biz ona tanığız, o bize tanıktır.
Yaşar Kemal’i 2015 Şubat’ında yitirdik. Ardında bıraktığı Nobel adaylıkları, yabancı ülkelerce sunulmuş onlarca........
