menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İşte insan

29 0
20.04.2026

Toplumsal çürüme giderek toplumsal dağılmaya dönüşmeye başladı. İçimizi dağlayan, kanımızı donduran son katliamlar bir tokat gibi çarptı suratımıza. Çürümenin başlangıcında da kuşaklararası değer aktarımı sistemlerinin altüst edilmesi yatıyor.

‘MAVİ ANADOLU’ TUTUKLAMASI 

Darbe günleriydi. 1971 yılının haziran ayında gözaltına alınmıştım, temmuza geldiğimizde hâlâ Sansaryan Han’ın en üst katında tutuluyordum. Seçkin Cılızoğlu (Selvi) ile birlikteydik. Bizi tuttukları kattaki masaların üzerinde yatıp uyuyorduk. Bir gece silahlı timler Azra Erhat’ı alıp getirdiler. Tepeden tırnağa silahlanmış vurucu timler tarafından kapısı kırılıp yatağından apar topar kaldırılacak kadar büyük bir tehlike olarak görülmüş o zarif kadın, şaşkınlık içindeydi. Arada bir dalgınlaşıyor, “Ah, piyanonun üzerinde dolaşmaya alışmış o narin parmaklar, o narin eller kelepçelendi ha...” diye hayıflanıyordu. Bir leitmotif gibi yinelenen bu sözlerin manasını bir müddet sonra, yeni getirilenlerle birlikte anladım: Sabahattin Eyüboğlu ve ölene kadar piyanosunun başından ayrılmayan eşi Magdalena Ruffer, Yaşar Kemal, Tilda Gökçeli ve Vedat Günyol.

Yaşar Kemal’i sorgudan sonra serbest bıraktılar, diğerleri “gizli komünist örgüt kurmak” suçlamasıyla tutuklandı. Azra Erhat, Magdalena Ruffer ve Tilda Gökçeli ile birlikte altı ay kadar, onlar........

© Cumhuriyet