Marksizmi yeniden okumak
İnsana insan olma niteliğini kazandıran üç temel olgu olduğunu düşünüyorum: Bilim, felsefe ve sanat.
Bilimi bilgide, felsefeyi akılda, sanatı duyguda derinleşme olarak tarif ediyorum.
Sanat dallarının (edebiyat, müzik, resim, başka görsel sanatlar vb.) tarifleri kendi özgün özelliklerine göre çoğaltılabilir.
Bunu şiir için yaparsak: Şiir duyguda ve dilde derinleşmedir... Üniversite çağımda edebiyat okumalarıma felsefe okumalarını da kattım.
Hatta felsefe alanında okumalarımın (şiiri ve şiir hakkında yapıtları dışında tutarak) edebiyata göre çok daha ağırlık taşıdığını söyleyebilirim.
Felsefe derken bu parantezin içinde psikoloji, tarih, edebiyat ve sanat tarihleri, çeşitli toplumsal vb. konulu yapıtlar da kuşkusuz yer almaktadır.
Felsefe okumalarımda ya da klasik felsefe okumalarımda diyeyim, sonuçta şunu görüyorum: Bütün bu derinlikli usa vurmalar eninde sonunda açık ya da üstü örtük Tanrı fikrinde odaklanıyor ve bir türlü bu fikrin ötesine geçemiyor.
Bu nedenle kendime en yakın düşünce akımı olarak yapıtlarıyla 1960’lı yıllarda karşılaştığım Marksizmi buldum.
Marx demiyorum. Çünkü onun felsefesi yakın arkadaşı, düşündaşı Engels, sonrasında Lenin, o dönemlerden günümüze kadar da çok sayıda düşünürce yorumlanmış, bir anlamda yenilenmiştir.
Fakat benim zihnimde ekonomik altyapı/düşünsel üstyapı, artı değer, sınıf savaşımı, diyalektik ve tarihsel maddecilik kavramları........
