Ennio Morricone bayramıma damgasını vurdu
Paul Anka, Dean Martin, Frank Sinatra, Joan Baez, Bob Dylan, Brian Hyland, Mario Lanza, Wilson Pickett, Aretha Franklin, Percy Sledge, Ray Charles, Adamo, Gilbert Bécaud ve Françoise Hardy sık sık dinlediğim sanatçılardı.
Her birinin albümünü birkaç kez çaldım. The Beatles’ın en sevdiğim şarkılarından biri olan “Things We Said Today”i de araya sıkıştırdım.
Luciano Pavarotti’nin “Caruso”sunu pür dikkat dinlerken birden aklıma büyük maestro Ennio Morricone geldi.
Hemen YouTube’a girdim ve “The Best of Ennio Morricone”yi açtım.
Tam dört saat boyunca, neredeyse bütün film müziklerini koltukta gözlerimi kapatarak, kulaklarımı sonuna kadar açarak dinledim; adeta ruhumdaki pası sildim.
İnsan böyle büyük müzisyenleri yakından tanıyınca onlara duyduğu saygı daha da artıyor. Roma’daki Yabancı Basın Birliği’nin her yıl düzenlediği Altın Küre ödüllerini kaç kez kazandığını hatırlamıyorum ama bu ödüllere büyük önem verirdi değerli besteci. Her seferinde Alman Kültür Merkezi’nde yapılan törenlere eşi Maria Travia ile gelir, onun elini tutardı. Tıpkı Oscar ödüllerinde sahnede olduğu gibi.
Arşivime baktım; bu dev orkestra şefiyle dört kez röportaj yapmışım. Mütevazı, kibar, tam bir beyefendiydi. Savaş görmüş, açlık yaşamış ama babası gibi müzisyen olmuştu. Henüz yedi yaşındayken piyano başına oturmuştu Ennio Morricone.
Hayatı, ünlü Spaghetti Western yönetmeni Sergio Leone ile kesişince ününe ün kattı. Clint Eastwood’un boyuna posuna, yakışıklılığına, soğuk mavi bakışlarına ve dudaklarının arasında çevirdiği sigarillosuna uygun besteler yaptı. “Bir Avuç........
