menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kötülerin bitmeyen cerahati

44 0
05.03.2026

Savaşın en ağır bedelini ülkelerin bütçeleri, yıkılan binalar, hatta ölen askerler ya da heba olan sivillerden çok anneler ve masum çocuklar öder. Sistemin çıkar kavgalarını henüz anlayamamış, bu dünyayı kavramaya çalışan o tatlı yavrular… Önce Ukrayna sonra Gazze derken dört yıldır bu dramın içindeyiz. Ölen ya da bacağını, ailesini kaybetmiş, evini arayan çocuklar! Nereye gittiğini bilmeden, aç, susuz, hıçkırıklarla ortalıkta dolaşan yavrular, çocuğunu arayan panik içindeki anneler…

O bedelin coğrafyası ise sürekli genişliyor, ne yazık ki… Acı, gözyaşı, kahır, kin, düşmanlık ve bitmeyen kan davalarının merkezine dönüşen Orta Doğu’yu emperyalist Batı fişeklemeye devam ediyor…

Şimdi de 160 kız çocuğunun öldürülmesi ve hastanelerin bombalanmasıyla İran savaşı başladı. Vahşet, hiçe sayılan Cenevre Sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler kararları gölgesinde adım adım ilerliyor! Şayet vurulan bir Fransız ilkokulu olsaydı veya öldürülen Hamaney değil de bir Avrupa cumhurbaşkanı olsaydı, dünya siyasi ortamı aynı oranda “değinerek” geçebilir miydi? Sizce yaşanan bunlar olsaydı, Birleşmiş Milletler, şu ana kadar kaç bildiri yayınlardı? Güldürmeyin insanları! Bu yaptığınız Birleşmiş kepazelikten başka bir şey değil! Asla unutmayın, bir batılı için, dünyanın “diğer” bölgesindeki insanların yaşam haklarının pek bir değeri yok! Bakmayın New York’ta her ülkenin bir masa ve mikrofona sahip olmasına! Neyse, mecburen ilerleyelim, çünkü bu apayrı bir kitap konusu!

Bu makaleden pazarlıkların ve son gelişmelerin güncellemesini beklemeyin. Onun yerine, utanmazlıklara karşı halkların çığlığını duyun… Bunu daha önce de yazdım: Şayet bu sözde liderler ürettikleri savaşlara kendi çocuklarını, torunlarını, kardeşlerini göndermeye mecbur olsalardı, dünyada savaş kalmazdı! Bu sahte kahramanlar, yoksulları savaşlara göndererek, kendi yarattıkları it dalaşlarını maç izler gibi takip ediyorlar.

BIKTIRDIN BİZİ AMERİKA!

Nazi faşistlerine karşı “dünya polisliğini” üstlendiğinde sen “essah” kahraman rolündeydin! O zamanlarda kendi kültürünü filmlerinle, sanat eserlerinle, yazarlarınla yayarken, kapitalist temellerine rağmen sempatik gelebiliyordun. Ama 22 Kasım 1963’te, Dallas’ta, bir seçim gezisinde düzenlenen Kennedy suikastiyle dünyayı kandırma kapasiten doldu! Ölümünden iki saat sonra Johnson yeni başkan ilan edilmişti bile… Ertesi hafta Vietnam Savaşı’ndan geri çekilme kararı yerine, vites yükseltip savaşı alevlendirdin. Vietnam’dan çıkmak, dünyanın her yerinde ABD’yi her türlü pisliğe karıştıran CIA’i “1000 parçaya bölerek tuzla buz etmek” isteyen; Pentagon baskısına boyun eğmek yerine Kruşçev’le kırmızı telefondan konuşarak nükleer savaş gerilimlerini yok eden, Atatürk hayranı büyük lideri, JFK’i, bir darbeyle yok ettikten sonra bugüne kadar, dünyayı kana bulayan bir yol izledin. Coğrafyaların sadece adları değişti. İster Güney Amerika’da Şili, Nikaragua, El Salvador, Venezuela, ister Orta Doğu’da ve Güney Asya’da Afganistan, Pakistan, Suriye, Lübnan, Irak, Kuveyt, ister Güneydoğu Asya’da Vietnam, Laos, Kamboçya, Endonezya’da, ister Afrika’da Kongo, Angola, Sudan olsun… Hep o aynı kararlı savaş endüstrisinin yönettiği emperyalizmi gördük. Çocuk kandırır gibi “kitle imha silahlarını yok etmeye........

© Bizim TV