menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sözümüzü Kime Bıraktık?

13 0
25.08.2026

İklim krizinin, ekonomik belirsizliğin ve siyasal güvensizliğin iç içe geçtiği bir çağda yaşıyoruz. Antroposen yalnızca ekolojik eşiklerin aşılmasıyla tarif edilebilecek bir dönem değil; aynı zamanda temsil kurumlarının aşındığı, karar alma süreçlerinin yurttaşlardan uzaklaştığı ve geleceğe dair ortak tahayyüllerin zayıfladığı bir dönem. Bu koşullar altında insanlar yalnızca çözüm aramıyor; anlam, güvence ve yön duygusu da arıyor. Bazen kurumlarda bulamadıkları bu duyguyu; bazen güçlü liderlerde bazen  kahramanlarda ya da sembollerde ve bazen de sadeleştirici anlatılarda arıyorlar.

Siyaset bilimci Aybars Yanık’la, İletişim Yayınları’ndan çıkan Zalimin Zulmü Varsa: Popüler Kültür ve Siyaset kitabı üzerine Antroposen Sohbetler’de yaptığım söyleşi[1], bu arayışın siyasal biçimlerinden biri olan popülizmi yeniden düşünme imkânı verdi. Popülizmi yalnızca seçim dönemlerinin retoriği, liderlerin hitabet yeteneği veya kitlelerin manipülasyona açıklığı üzerinden anlamak eksik kalıyor. Yanık’ın vurgusuyla, popülizmi tek başına açıklayıcı bir neden olarak değil, daha derinde işleyen sorunların görünür hâle geldiği bir semptom olarak ele almak gerekiyor.

Bu yaklaşım önemli çünkü. Yanık’ın özgün tanımlamasıyla; popülizmi çağımızın bütün siyasal sorunlarını açıklayan bir “maymuncuk” hâline getirmek, onu ortaya çıkaran koşulları gözden kaçırma riskini taşıyor. Otoriterleşme, iktisadi eşitsizlik, iklim felaketi, temsil krizleri ve demokratik kurumların aşınması doğrudan popülizmin ürünü değil. Tersine; bu sorunların yarattığı kırılganlıklar, popülist siyasetin tutunabileceği bir zemin oluşturuyor. Popülizm, bu zeminde “Ben sizin yerinize konuşurum”, “Ben sizin yerinize çözerim” ve “Ben sizin sesinizim” diyebilen bir siyasal vaat biçimi olarak güç kazanıyor.

Yanık’ın Birikim’de Barış Özkul’la yaptığı söyleşide altını çizdiği gibi, mesele popülist ya da otoriter liderlerin kişisel özelliklerine de indirgenemez: “Bu tür liderleri kabul edilebilir kılan toplumsal koşulları analitik açıklamanın merkezine koymak gerekir.”[2] Bu vurgu, popülizmi liderlerin karizmasıyla açıklamak yerine, yurttaşların neden temsil kurumlarından uzaklaştığını, hangi kırılganlıklar içinde “birilerinin” kendi yerlerine konuşmasına razı olduğunu sormayı gerektiriyor.

Ekolojik sistemlerde kırılganlık arttığında, küçük bir etki büyük sonuçlar doğurabilir. Elbette siyasal alanı doğa bilimlerinin nedensellik modelleriyle birebir açıklamak mümkün değil. Ancak bu benzetme, günümüz siyasetini kavramak bakımından öğretici nitelikte diye düşünüyorum. Derin iktisadi bunalımlar, uzun süreli siyasal istikrarsızlıklar, otoriterleşme eğilimleri, müştereklere yönelik saldırılar ve dışlama mekanizmaları toplumlarda yoğun bir kırılganlık üretiyor. Mesela iklim krizi, bu kırılganlığın yalnızca çevresel bir boyutu olarak kalmıyor. Geleceğe ilişkin kaygıyı, geçim........

© Birikim