İran Meselesi İklim Meselesi mi? - Karbon Emperyalizmi
Reagan dönemi ABD Dışişleri Bakanı General Alexander Haig İsrail'i "dünyanın batırılamayan en büyük Amerikan uçak gemisi" olarak tanımlamıştı. İsrail 2023’te Lübnan (Hizbullah) ve Gazze (Hamas) savaşı ile ortalığı birbirine kattı. Ardından Suriye’de rejim değişikliğine oynayarak eski bir HTŞ liderinin başa getirilmesi sonrası Suriye’de bazı bölgeleri işgal etti.
ABD’ye gelirsek eğer; 3 Ocak’ta Venezuela’ya bir saldırı düzenleyip devlet başkanını kaçırdı. Aradan dört gün geçti ve bir Başkanlık Kararnamesi ile Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden de çekildiğini duyurdu.[1]
İki ay geçmeden şimdi ABD, o batmayan uçak gemisi İsrail ile birlikte İran’a saldırdı.
İklim meselesi[2] bize tekelleşen fosil yakıt tüccarları ile halkın erişebildiği geleneksel yakıtlar arasında bir savaş olduğunu anlatıyor. Venezuela[3] ve İran saldırısı ise bu savaşın askeri boyuta evrildiğini gösteriyor; 28 Şubat’ta başlayan savaşta bu cephede İsrail ve ABD yok. ABD üsleri ile savaşa hizmet eden petrol tüccarı ülkeler de var.
İran meselesi ABD’nin iddia ettiği gibi bir nükleer silah sahip olma meselesi değil. Daha çok dünyanın karbonsuzlaşma (decarbonization) zorunluluğu karşısında daha çok karbonlaşma (recarbonization) çabasının bir tezahürü. Daha keskin söyleyecek olursak karbon emperyalizminin bir yansıması.
Bunu anlamak için petrol ve gazın son 10 yılına keskin bakış atmak, sonuç çıkaracak resimler çekmemiz gerekiyor.
İklimi Değiştiren Politikalarda Petrol ve Gaz
10 yıllık bir resim aslında bu savaşın ayak izlerini hepimize gösteriyor. Energy Institute’un veri setini incelediğimizde çok çarpıcı kareler karşımıza çıkıyor:
2014’te 4 milyar 221 milyon ton olan petrol üretimi 2024’e gelindiğinde iklim politikaları ile azalmamış, artmış. Artış 321 milyon varil. Üretim artışının yarısı ABD’den gelmiş. Diğer yarısı da Kanada, İran, Brezilya, Irak, Libya ve Guyana gibi ülkelerden gelmiş. İki dilimlik artışın bir dilimi diğer ülkelerin azalan üretiminin toplamını dengelemiş. Petrol tüketimindeki artışın miktarsal olarak sahibi Çin olmuş. Çin tüketimi 238 milyon varil arttırırken onu takip eden Hindistan 77 milyon ton arttırmış.
Bu resme doğalgazı da ekleyebiliriz. Doğalgazda üretim artışının yarısı “kaya gazı devrimi” diye bize sunulan projelerle ABD’den gelmiş. Tüketim artışında da başı Çin çekse de ABD onun peşinden gelmiş.
Bu veriler bize ABD’nin üretimi zorlayan lider olduğunu; Venezuela ve İran saldırısı ise üretimi daha çok kontrol etme çabası olduğunu gösteriyor. Diğer yandan tüketimi........
