Avustralya Karbon İmparatorluğunun İklimi Değiştirme Mücadelesi: Yirmi Yıllık Söylem Çatışmasının Yapısal Cephesi ve COP31'in Tarihsel Yükü
Avustralya parlamentosunda Şubat 2017'de dönemin Hazine Bakanı Scott Morrison, cilalanmış bir kömür parçasını kürsüye getirdi. Madenden çıktıktan sonra parmak izi bırakmasın diye Madencilik Konseyi (Minerals Council of Australia) tarafından verniklenmiş bu siyah blok meclis kayıtlarına şu sözle girdi: "Bu kömür. Korkmayın, ürkmeyin, size zararı dokunmaz" (ABC News, 2017). Salondan, koalisyon sıralarından gelen kahkahalarla birlikte dönemin Başbakanı Malcolm Turnbull da gülümsedi. Aynı parlamentoda bir buçuk yıl sonra, Ağustos 2018'de, Turnbull ulusal enerji politikasının çatısını kuran yasa tasarısını rafa kaldırmak zorunda kalacak ve dört gün içinde liderliğini de kaybedecekti. Onu deviren, parti içi muhafazakâr blokun en görünür yüzü Morrison'dı.
Bu sahne sıradan bir parlamento gösterisi değil, bir adlandırma performansıydı: kömür, “tehlike” değildi, dost bir maddeydi. Birikim’in Mayıs 2026 sayısında, iklim meselesinin failini gizleyen söylemleri ve adlandırma siyasetini tartışmıştım, (Algedik, 2026a). Pierre Bourdieu'nün adlandırma kavramından hareketle Hughes'un (2024) önerdiği gibi, iklim politikası teknik bir emisyon yönetimi sorunu değil, "iklim değişikliğinin anlamını sabitleme mücadelesidir". Bu yazı aynı çerçeveyi Avustralya'nın somut deneyimine taşıyor —orta büyüklükteki bir Batılı demokrasinin, gelişmiş bir bilim altyapısı ve güçlü bir sivil toplumu olmasına rağmen iklim sorununu yirmi yıl boyunca nasıl ardışık biçimde yeniden adlandırarak çözüm zeminini sürekli kaydırdığını göstermek için.
Yazının iki ekseni var. Birincisi adlandırma savaşı: Yirmi yılda Avustralya'da iklim sorununun en az sekiz resmî adlandırma çabasıyla yeniden çerçevelendiği ve her adlandırmanın, ardından getirdiği çözümü baştan biçimlendirdiği gerçeği. Her başbakan iklim politikasını yeniden adlandırdı ve her yeni ad farklı bir eylem biçimini meşrulaştırdı. Howard ertelemeyi, Rudd emisyon ticaretini, Gillard piyasa mekanizmasını, Abbott bu mekanizmanın kaldırılmasını ve ardından kirletene devlet ödemesini, Turnbull teknik düzenlemeyi, Morrison araştırma yatırımını, Albanese sanayi politikasını, Coalition ise vazgeçmeyi getirdi. Kısacası, iklim meselesi bu süreçte sekiz kez yeniden adlandırılmış oldu.
İkincisi iklimi değiştirme savaşı: Tüm bu adlandırma çatışmasının altında, hangi parti iktidarda olursa olsun kesintisiz biçimde yürüyen yapısal bir cephe vardır. Bu cephe fosil yakıt ihracatının kesintisiz büyümesi, yeni kömür ve gaz rezervlerini çıkarma başvurularının onaylanması, Yerli toprağında madenlerin açılması (Algedik, 2025). Görünür savaş ile görünmeyen savaş eşzamanlıdır; biri retoriğin, diğeri sermaye birikiminin sahasında işler. Bu yazı, Türkiye'den izleyen okur için Avustralya'nın yirmi yıllık iklim siyaset haritasını çıkarırken, Kasım 2026'da Antalya'da toplanacak COP31'in hangi tarihsel yükle masaya geldiğini ve Avustralya'nın "Müzakerelerin Başkanı" rolüyle nasıl bir pozisyon temsil ettiğini görünür kılmayı amaçlıyor.
Bir Karbon İmparatorluğunun Coğrafyası
Avustralya'nın iklim siyasetini kavramak için önce bir paradoksu görmek gerekir. Avustralya, fiziksel olarak iklim değişikliğinin etkilerine en açık olan ülkelerden biridir; mercan resifi geniş ölçekli ağarmalar geçirmiş, "büyük çalı yangını" mevsimi kıtanın güneyinde fiilen sürekli bir tehdide dönüşmüştür. Aynı Avustralya, dünyanın üçüncü en büyük fosil yakıt ihracatçısıdır; ihraç ettiği kömür, gaz ve petrolün yarattığı emisyonlar yurtiçi emisyonlarının iki katını geçmiş, fosil yakıtlar kaynaklı karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %4,5'i tek başına Avustralya'nın hesabına yazılmıştır (Climate Action Tracker, 2025). Bu paradoks, Birikim'in Mart sayısında tartıştığım karbon emperyalizmi kavramının (Algedik, 2026b, 2026c) Avustralya tezahürüdür. Ülke yalnızca bir fosil yakıt üreticisi değil, Pasifik bölgesindeki enerji düzeninin merkezî gücüdür: Kömürünü Çin, Hindistan, Japonya ve Kore'ye satar; gazını Asya pazarına akıtır; demir cevheri ihracatıyla küresel çelik üretiminin omurgasını oluşturur. Yurtiçinde ise kömür havzaları (Hunter, Bowen, Galilee), gaz sahaları (North West Shelf, Bass Strait, Surat) ve demir cevheri madenleri (Pilbara) sadece ekonomik aktörler değil, eyalet maliye gelirlerinin omurgası, sendikal yapının güç merkezi ve seçim coğrafyasının belirleyici unsurudur. Aşağıda anlatacağımız her başbakanın düşüşü, bu fay hattının nereye düştüğüne dair bir hikâyedir.
Birinci Perde: Karbon Fiyatının Yükselişi ve Düşüşü (1996–2014)
İklim savaşlarının açılışı, John Howard'ın Liberal-Ulusal Parti Koalisyonu (Coalition) altında geçen on bir yıllık dönemde (1996–2007) atıldı. Howard, ABD ve Çin gibi büyük emisyon kaynakları eyleme geçmediği sürece, Avustralya gibi küçük bir emisyon kaynağının (küresel ölçekte %1,5 civarında) kendini ekonomik olarak cezalandırmasının anlamlı olmadığını söylüyordu; Bush yönetimi ile birlikte, bir “şüpheci blok”un parçası olarak konumlandı. Avustralya kamuoyunun iklim bilinci 1980'lerin sonunda oldukça iyiydi; ama Howard dönemi bu bilinci kurumsal politikaya tercüme etmedi (Taylor, 2014).
Bu kayıtsızlığa karşı kıtanın sokakları sessiz kalmadı. 4 Kasım 2006'da Avustralya tarihinin en büyük çevre yürüyüşlerinden biri gerçekleşti: Isınmaya Karşı Yürü. Yirmi sekiz şehirde tahminen 100 bin kişi yürüdü; bir yıl sonra, federal seçimden iki hafta önce çevre örgütlerinin çağırdığı eylem büyük bir taban hareketine dönüşerek toplumsal bir güç oldu ve bir hafta sonra işgal edilen kömür santrali ile üretimin durdurulması ve kömür limanı çıkışının abluka altına alınması ile toplumsal bir yaptırıma dönüştü (Algedik, 2018). Rudd'ın 2007 kampanyasının "iklim değişikliği neslimizin en büyük ahlakî sınaması" sloganı bu sokak hareketinin parlamentoya yansımasıydı. Hükümetin ilk kararlarından biri Kyoto'yu onaylamak oldu; ardından Karbon Kirliliği Azaltım Sistemi (CPRS) tasarımı geldi. Ancak CPRS, Yeşiller'in "yetersiz" bulması, muhalefetin ise "ekonomik felaket" gerekçesiyle reddetmesi sonucunda Senato'dan iki seferde de geçemedi. Nisan 2010'da Rudd, CPRS'yi rafa kaldırdı; Haziran 2010'da kendi partisi onu Julia Gillard ile değiştirdi. İklim politikası, Avustralya'da bir başbakanı doğrudan deviren ilk dosyaydı —sonuncusu olmayacaktı.
Gillard döneminin en öğretici yanı, Avustralya'nın yirmi yıllık iklim siyasetinin en başarılı politika tasarımının adlandırma savaşında kaybetmiş olmasıdır. 2010 seçimi, yetmiş yılın meclis çoğunluğu sağlanamayan ilk parlamentosunu ortaya çıkardı; azınlık hükümeti Yeşiller'den Adam Bandt ile üç bağımsızın desteğiyle ancak kurulabildi ve karbon fiyatlandırması zorunluluk haline geldi. 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren Temiz Enerji Yasası —ton başına 23 Avustralya doları sabit fiyatla başlayan ve 2015'te yüzer fiyatlı emisyon ticareti sistemine geçecek bir mekanizma— çalıştı: ilk altı ayda elektrik üretiminden kaynaklı emisyonlar %9 düştü, dokuz ay içinde elektrik kaynaklı karbondioksit on yılın en düşük seviyesine ind, (Chubb, 2014). Yani aracın teknik adlandırması —"karbon fiyatlandırması"— politika açısından doğru, etkili ve ölçülebilir biçimde işliyordu.
Ama politik olarak Gillard kendi kazdığı kuyuya düştü. 2010 seçimi öncesinde "Yönettiğim hükümette karbon vergisi olmayacak," demişti; azınlık hükümeti gerçeği, bu sözü tutulamaz hale getirdi. Tony Abbott axe the tax (vergiyi kaldır) sloganıyla bu boşluğa girdi. Belirleyici olan şuydu: Gillard hükümeti bu aracı "karbon fiyatı" olarak adlandırırken, Abbott aynı aracı "karbon vergisi" olarak adlandırdı. İktisadi olarak ikisi farklıydı ama "vergi" söylemi siyasi hafıza içinde kazandı. 17 Temmuz 2014'te Abbott hükümeti karbon fiyatlandırmasını yürürlükten kaldırdı; Avustralya, ulusal bir karbon fiyatını kaldıran ilk ve bugüne dek de tek ülke oldu (Crowley, 2017). Murdoch grubunun gazeteleri ve madencilik lobisinin dört yıllık konsantre kampanyası (Crowley, 2021; Wilkinson, 2020), "karbon vergisi"ni Avustralya iktisadi düşüncesinde toksik bir kavrama çevirdi. Sonraki on yıl boyunca hiçbir parti, bu terimi telaffuz etmeyi göze alamayacaktı.
İkinci Perde: NEG'in On Günü, Kara Yaz ve İklim Seçimi (2015–2022)
Eylül 2015'te Malcolm Turnbull, Abbott'u parti içi yarışta devirdi; Liberal Parti'nin ılımlı kanadından bir teknokrattı. 2017'de getirdiği Ulusal Enerji Garantisi (NEG), iklim sorununu "enerji güvenliği" olarak yeniden adlandırma denemesiydi: emisyon hedefi hayli ılımlıydı (elektrikte 2030'a kadar &), sanayi ve eyaletler tabloyu kabul edilebilir buldu. Ama parti içi muhafazakâr blok "yine bir karbon vergisi geliyor" söylemiyle ayaklandı —Abbott'un 2014'te kazandığı adlandırma savaşı dört yıl sonra bile bu kadar etkindi.
Sonraki on gün, modern Avustralya siyasi tarihinin en hızlı çöküşlerinden birini yazdı. 14 Ağustos 2018'de Turnbull NEG'in emisyon ayağını çıkardı, parti yatışmadı. 20 Ağustos'ta NEG'in tamamını rafa kaldırdı, yine yetmedi. 24 Ağustos'ta Turnbull aday olmadı; Scott Morrison, Peter Dutton'a karşı E’e 40’la kazandı (Savva, 2019). Turnbull,........
