Ahmet Altan’ın Kaleminden O Meşum Yıl
Ahmet Altan’ın son romanı, “O Yıl”, 2025’in edebiyat sürprizlerindendi. Altan, 1997’de “Kılıç Yarası Gibi” ile başladığı nehir romanına, 2001’de “İsyan Günlerinde Aşk” ile devam etmiş ve uzun bir aradan sonra 2015 yılında seriye “Ölmek Kolaydır Sevmekten”i eklemişti. Son kitabın bol aksiyonlu ve açık uçlu finali bu anlatının devamının geleceğini hissettiriyordu. Nitekim 2017 yılında hapishanedeyken yabancı bir yayıneviyle yaptığı anlaşmada “Osmanlı Dörtlemesi (Quartet)” ifadesi geçiyordu. Ama gerek 4,5 senelik mahpusluğun yıpratıcılığından gerek Altan’ın o dönemde yazdığı hatıratı Türkiye’de yayımlayacak yayınevi bulunamadığından dördüncü kitabın gelmesi pek muhtemel görünmüyordu. Gerçi hapishane sonrası yazar iki roman daha yayımlayarak hem üretkenliğini koruduğunu hem de Türkiye’de –en azından kurgu− kitaplarını basacak yayınevinin hala bulunduğunu göstermişti. Ve fakat yine de birçok okur Nizam’ın, Anya’nın, Ragıp Bey’in, Dilara Hanım’ın, Hikmet Bey’in, Şeyh Efendi’nin, vs. akıbetini öğrenemeyeceklerini kabullenmişti bir süredir herhalde.
“Ölmek Kolaydır Sevmekten”in sonuna doğru Ragıp’ın Ermeni bir hemşireyle (Efronya) filizlenmeye başlayan ilişkisinden ve aralara serpiştirilmiş birkaç imadan –şayet bir gün yayımlanacak olursa– bir sonraki kitapta Ermeni kıyımının merkezî bir tema olacağı sezinleniyordu. Ve evet, “O Yıl” ı o yıl yapan iki önemli tarihi hadiseden biri Çanakkale Savaşı ise diğeri de Ermeni tehciridir. Ama uğursuz bir şeyi anarmışçasına seneyi zikretmekten kaçınması, dolayımlı bir ifadeyi tercih etmesi, yazar için asli vakanın Osmanlı Ermeniler’inin trajedisi olduğuna işaret etmektedir.[1] Belki de Altan söz konusu travmanın anısına hürmeten diğer kitaplarının şiirsel ve romantik başlıklarına benzer bir tanesini bu sefer seçmemiş, Adorno’nun “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” düsturuyla uyumlu, daha olgusal bir başlıkta karar kılmıştır.
Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının son yıllarını konu alan ilk romandan bu yana İttihat ve Terakki iktidarı ele geçirmiş, 31 Mart vakası patlak vermiş, Balkan Savaşları’nda hezimetler yaşanmış ve Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. İstibdata karşı hürriyet nidalarıyla Osmanlı Devleti’nin başına geçen Jön Türkler Abdülhamid’i aratır bir zapturapt rejimi kurmuşlardır. Bu savruluş karşısında hayalkırıklığını en keskin yaşayan ve dillendiren karakter Hikmet Bey’dir. Abdülhamid’in doktoru Reşit Paşa’nın oğlu olduğu halde İttihat ve Terakki’ye kuruluş aşamasında can-ı gönülden destek vermiş olan Hikmet Bey ilerleyen yıllarda Talat, Enver ve Cemal Paşa’lara düşman kesilmiştir; onları esir alan güç zehirlenmesi karşısında hissettiği hüsran ve kızgınlığı “O Yıl”da kendisinden uzun uzun dinleriz. Güç zehirlenmesinin son kurbanları Ermeniler’dir.
Kendisi hakkında bir sürgün emri olmadığı halde Ermeni komşularını yalnız bırakmaya vicdanı el vermediği için onlarla birlikte meçhule doğru bir yolculuğa çıkar, Efronya. Sivil polislere söylemesiyle bu macerayı başlatan “o zaman ben de geleyim” cümlesi ağzından dökülüvermiştir birdenbire. Efronya‘nın sanki kendi iradesi dışında sarfediverdiği, içinde bulunduğu durumun vahametine kayıtsız kelimeler, Altan’ın “I will Never See the World Again”de[2] aktardığı bir anısını çağrıştırır. Onu hapishaneye götüren arabada sigara ikram eden polise “Ben sadece gergin olduğum zamanlarda sigara içerim” demiştir, Altan. Nereden çıkageldiğini bilmediği bu kelimeler onun için dönüştürücü........
