menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

19 Mart ve Kürtlerin Yeniden Konumlanışı Üzerine

57 50
31.03.2025

Siyasal iktidar oyun sırasında elindeki tüm silahları üst üste acemice fırlatan bir konsol oyuncusu gibi tüm hukuki araçları harekete geçirmiş gibi görünüyor. Suçlamalar muhtelif; ‘yolsuzluk’, ‘terör bağlantısı’ ve ‘resmî belgede sahtecilik’ olmak üzere üç farklı konuya dayanmaktadır. Bunlardan biri İmamoğlu’nun lisans diplomasındaki usulsüzlük iddialarına dayandırılarak önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmesini engelleme gibi algılanırken diğer suçlamalar da belediye başkanlığı koltuğundan indirmek ve son olarak belediyeye kayyum atama planı olarak algılandığını tespit edebiliriz. Siyasal İktidarın böylesine acemi olduğunu söylemek yanlış olduğuna göre bunu bir hesap hatası olarak adlandırabiliriz.

Başlatılan gözaltı operasyonunun Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’deki çeşitli bölgelerde seçim çalışmaları kapsamındaki ziyaretleri sonrasında gerçekleşmesi de ayrıca manidar gibi görünüyor. Zira İmamoğlu sembolik anlamda Kürt siyaseti ve sosyolojisi açısından önemli olan Diyarbakır ve Van gibi şehirlerde çok büyük bir ilgi ve teveccühle karşılandı. Akabinde ise Erdoğan ve AKP iktidarı için en önemli merkezlerden biri olan Trabzon’da da halkın sokaktaki büyük ilgisi, iktidar penceresinden bakıldığında İmamoğlu’nun “ama şu ama bu” bir şekilde durdurulma zamanın geldiğinin göstergeleriydi.

Kürt Siyasal Hareketi'nin 19 Mart ve sonrasında gelişen olaylar özelinde konumlanışı konusuna gelmeden önce, buradaki tartışmalarla bağlantılı olarak Türkiye’nin genel gidişatı ile ilgili bir durum tespitiyle devam etmek yerinde olacaktır. Genel kanaate göre mevcut gelişmeler rekabetçi otoriterlikten tam otoriterliğe doğru bir teşebbüs olarak görülmektedir. Fakat kanaatimce bu tespiti yapmak yerine, Türkiye’nin pseudo-rekabetçi otoriterlik olarak adlandırılabileceğimiz bir eşikte durduğunu söyleyebiliriz. Burada ‘eşik’ kelimesini kullanma nedenim ise genel seçimin kısa süre zarfında gerçekleşmeyeceği varsayımıdır. Hatırlatmak gerekirse, “rekabetçi otoriterlik” tezini ilk öne süren Levitsky ve Way’e [1] göre rekabetçi otoriter rejimler aslında statik rejimler değildir, demokratikleşme ve tam otoriterlik rejimleri arasında bir sarkaç gibi gidip gelirler. Bu eşikte rekabetçi otoriter rejimler, bazen demokratik rejimlere yaklaşma ihtimali olduğu gibi tam otoriterliğe doğru da hareket edebilirler. İmamoğlu, Rusya’daki seçimler öncesi Navalny ve diğer bir takım Rus muhalif adaylar gibi saf dışı mı kalacak yoksa 2002’de Erdoğan’ın Türkiye’de iktidara geldiği sürece benzer olarak arkasındaki kitleyi büyüterek iktidara gelmeyi başaracak mı? Bu sorunun cevabı bize Türkiye’nin bu eşikten hangi yöne doğru gideceğini gösterecektir.

19 Mart ve Gezi’de Kürtler

19 Mart Protestoları'nı Gezi Parkı eylemleri ile birlikte düşünmek bir zorunluluktur. Gezi Protestolarında bir liderlik ve kurumsal bütünlüğü olan bir örgüt yoktu. Fakat Gezi’nin aksine bu protestolarda Türkiye’deki ana muhalefet olan CHP ana örgüt olarak alandayken, partinin yönetimi de protestoları yönlendiren liderliği........

© Birikim