YDD mi? DDD mi?
Dünyanın düzenine ilişkin "yeniden değerlendirmeler"in tarihi, aslında dünyanın tarihi kadar eskidir. İnsanlığın yaşadığı hemen her dönemde bu tür "değişim ve yenilenme, yeniden hizalanma, davranış biçimlerinin yeniden analiz edilmesi" tartışmaları yaşanmıştır.
En yakını ve on yıllardır hâlâ sürdürüleni ise soğuk savaşın sona ermesinden ve "duvarın yıkılmasından sonra" oluştuğu belirtilen "Yeni Dünya Düzeni" (YDD) içerikli.
Bu tezi savunanların çıkış noktası da, şu meşhur ve gerçeklerden uzak "Sağ - sol diye bir şey kalmadı. Eski ideolojiler öldü. Artık küresel ve yerel çatışmalar, bambaşka fikirler ve daha farklı çıkarlar üzerinden yaşanacak" şeklinde özetlenebilir.
YDD tezine angaje olanlara dikkat edin, özellikle karşıt iki düşünce ve duruş biçimini ya da bunları temsil eden "Kapitalizmi ve Marksizmi" kast ederek birinin (Marksizmin) tarihe gömüldüğü, Kapitalizmin ise "kendini onararak yola devam edeceği" gibi bir "dilek ve temenniden" (İng. ‘Wishful thinking’) hareketle bu tezi savunuyorlar.
Oysa ki dünyanın gerçekleri bizlere, V.I. Lenin’in yaklaşık 110 sene önce yaptığı devrimci tespitin doğruluğu göstermekte. Yani, (mealen) "Emperyalizmin, Kapitalizmin en yüksek ve en vahşi aşaması olduğu" gerçeğini. Bu vahşi ve saldırgan aşamayı 1917’de yazan Lenin, "Kapitalist devletlerin, çıkarlarını koruyabilmek için başka topraklarda kendilerine hammadde ve pazar bulabilmek amacıyla saldırganlıktan kaçınmayacağını" net bir şekilde anlatmıştı.
Zaten emperyalist ülkelerin ve onların güdümündeki "yancı/uydu/köle" devletlerdeki sağcı faşist yönetimlerin de adeta "öcü" gibi korktukları Marksist - Leninist öğretinin yayılmasına nasıl vahşice tavır aldıklarını görünce, bu tezlere olan alerjilerini anlamak mümkündür.
Bu tezin ve dünya gerçeklerinin bize gösterdiği şeyleri sadece son........
