Kazançta serbest kayıpta…
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Finansal piyasaların işleyişini ve risk algısındaki asimetriyi anlatırken sıkça başvurduğum bir örnek vardır. 1990'ların sonunda Hürriyet'in ekonomi sayfalarında, yılın başından itibaren borsada her gün en çok kazandıran hisseye yatırılsaydı ne kadar paranız olurdu hesapları yayımlanırdı. Hesap güzeldi ama bir sorunu vardı: her gün en çok kazandıracak hisseyi önceden kim bilebilir? Yıl bittikten sonra geçmişin en kazançlı yatırımcısı olmak kolay.
Ama hesabın tersini hiç görmedim: Her gün en çok kaybettiren hisseye yatırılsaydı elde ne kalırdı? İlki “Ah, keşke!” dedirtir. İkincisi ise o kazanç hayalinin yanında hangi riskin durduğunu gösterir. Pek cazip değil, değil mi?
Demem o ki piyasalarda para kazanma ihtimali herkesin ilgisini çekiyor; kazanç öne çıkarılıyor, risk küçük yazılara bırakılıyor. Peki, size “para kazandıranlar”? Onların kazancı sizin kazancınızdan mı geliyor, yoksa paranızı yönetirken aldıkları ücret ve komisyonlardan mı? Siz kaybederken de kazanabiliyorlar mı?
Bu soruları sorunca yaratıcılığı engellemiş oluyorsunuz! “Piyasacılar” kurallardan, kısıtlardan pek hoşlanmazlar. Bırakınız yapsınlar; görün size nasıl para kazandıracaklar…
Oysa finansal piyasalar genellikle sıkı denetime tabidir. Kanunları, tebliğleri, yönetmelikleri; düzenleyen ve denetleyen kurumları vardır. Tasarruf sahibi parasını teslim ederken yalnızca şirketin tabelasına değil, arkasındaki kamu gözetimine güvenir.
Bir zamanlar A tipi, B tipi diye bildiğimiz yatırım fonlarının bugün sayısız çeşidi var. Aralarında bir grup özellikle dikkat çekiyor:........
