menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hoyrat ve zalimane bir iradeyle karşı karşıyayız

22 0
17.07.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Gazeteci Erol Önderoğlu, geçtiğimiz hafta 30 yıldır sürdürdüğü Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilciliği görevini bıraktığını açıkladı.

RSF, Erol ile o kadar bütünleşmişti ki ikisini birbirinden ayrı düşünmek çok kolay değildi. Tam olarak ilk nerede ne zaman karşılaştığımızı hatırlamıyorum.

Yine muhtemelen tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasına yönelik bir yürüyüş ya da basın açıklaması.

Yıllarca gazetecilere yönelik hemen her hak ihlaline karşı çıkışta Erol oradaydı. Bir gün babasının bir işçi olarak Fransa’ya gittiği yıllardan söz edince onun bizim görmediğimiz bir özel hayatı olduğunu fark ettim.

Çünkü durum öyle bir hal aldı ki Erol sanki adliyede yaşıyor, bir basın açıklaması olduğunda oradan çıkıyor. Ya da bir yürüyüş oluyor bir gazetecinin serbest bırakılması çağrısıyla, Erol ara sokaklardan bir yerlerden çıkıp geliyor.

Kısaca onun bir başka yaşamı sanki hiç yok gibiydi. Bu ayrılık haberi geldiğinde kimdir Erol Önderoğlu yakından tanımak tanıtmak istedim bilmediğimiz yönleriyle de. Çocukluğundan başlayan süreç aslında bir ülkenin göçler tarihi gibi.

Bir sohbette babanın Fransa’ya tek kelime dil bilmeden giden bir işçi olduğunu söylemiştin. Sen nereden katıldın bu yolculuğa.

İstanbul’da doğdum. Annem babam 1971’de Fransa’ya gitti. Beni ve iki kardeşimi Erzincan’ın Refahiye ilçesindeki köyde yaşayan dedemin yanına bıraktılar.

Ne kadar sürdü bu ayrılık anne babadan?

2,5 -3 yıl. Annem babam bir yaz geldiler 4 yaşındayım. Bizi aldılar. Bu arada  Fransa’da bir kardeşimiz olmuştu. Aile birkaç yıl sonra bir araya gelebildi.

Refahiye’nin bir köyünden Fransa’ya zor olmalı. Paris mi?

Paris’e iniliyor uçakla sonra trenle kuzeyde Lille şehri. Babam demiryollarında çalıştı birkaç sene. Sonra ağır iş kazası geçirince bir şarküteride çalışmaya başladı. Biz eğitimimizi o şehirde sürdürdük. 80’li yılların ilk yarısında gurbetçilerin kendi ülkelerine dönmeye başladılar. Babam "Hadi bu kadarı iyi, siz de büyüdünüz" dedi. Onun hesabı tabii ki anlaşılabilir fakat biz sunulan standartları kullanıyoruz, eğitim imkanlarımız gayet iyi. Kendimizi bir anda İstanbul Kaynarca’da bulduk. 1985’in sonu.

REFAHİYE’DEN LİLLE’YE ORADAN KAYNARCA’YA

Ne hissettin bu yeni adresinde?

Avrupa’dan altyapının, asfaltın olmadığı, elektrik direklerinin zor durduğu bir yere dönüyorsunuz.  Okula giderken ağır fabrika kokusu var, sokaklar yeterince aydınlatılmamış. Aile bir karar alıyor ama bu kararlar o gence uymayabilir. Ben bir çukura düşmüş gibi hissettim kendimi ve o çukurdan çıkmam 10 yıldan fazla zamanımı aldı.

Lise bitince ne yaptın ?

Zaman kaybetmemek için Fransız Filolojisi’ne girdim, İstanbul Üniversitesi, 1989 -1993 arası. Üniversite soluk almamı, geleceğe dair hedeflerimi yeniden koyabilmemi sağladı. Hem okula devam ettim hem de restorasyon işleri yaptım.

MABEYN KÖŞKÜ’NÜN VARAKLARINI YAPTIM

Ne tür bir........

© Birgün