menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yunan düşmanlığını besleyen dil

27 0
08.06.2026

BBC Türkçe’nin, “Türk-Yunan ilişkileri neden son dönemde 'gerilim' sürecine girdi?” haberinde başlığın yanıtı verilememişti.

“Son dönemde yaşanan gelişmeler ve başkentlerden atılan karşılıklı adımlar gerilimin yeniden artmasına neden oldu” tespiti yapılıyor, “Taraflar bu konuda da birbirlerini suçlamaya devam ediyor” deniliyordu.

Yıllardan beri böyle. İki devlet ve iki tarafın politikacıları birbirini suçlar; anlaşmazlıkları gidermek yönünde kalıcı adım atılamaz ve gerginlik, hatta düşmanlık öylece sürer gider.

Maalesef medyamızda bu havanın tersine haber ve girişimler olsa da bunlar zayıf kalıyor; devam etmiyor; medyada da baskın olan devlet politikasının uzantısı niteliğinde yayınlar…

Hatta son zamanlarda daha da fena bir çizgi izleniyor; Yunanistan devleti ve politikacılarının uygulamalarından Yunan ulusu sorumlu tutuluyor; ayrımcı ve düşmanlık saçan bir dil kullanılıyor haberlerde. Yer yer bu dil nefret söylemine de kayıyor.

Sözünü ettiğim ayrımcı ve düşmanlık içeren haberlerden birkaç örnek vereyim. BBC Türkçe’nin haberindeki gibi Akşam’ın, “ABD’den Yunan’a terörist tepkisi”, Yeni Akit’in, “Yunan’da dijital gözetleme paniği” ve Nefes’in “Kopyacı Yunan’ın mavi stratejisi” haberlerinde devlet ile ulus ayrımı yapılmıyordu. Yunanistan devletinin haberlere konu olan icraatlarını sanki bütün Yunan ulusu birlikte yapmış gibi bir yaklaşım sergileniyordu.

Ensonhaber sitesinin “Sana şöyle gelsek ne yapabilirsin ki Yunan” haberinde bir tatbikattan sahile çıkarma yapan zırhlıların görseli yer alıyordu. İki ulus arasındaki düşmanlığı besleyen, savaş kışkırtıcılığı yapan bir haberdi bu. Türkiye gazetesi, F-16’ların, Meis üzerinde alçaktan uçan Yunanistan jetlerini uzaklaştırmasıyla ilgili habere “KAŞınıyorlar” başlığı atarak kışkırtıcılık yapıyordu.

Medyada iki ülke arasında savaş çıkması, gerilimin artması isteği o kadar yerleşik ki, işkembenin hangi kültürden olduğuna dair tartışmalar bile “savaş” ve “gerilim” sözcükleriyle haberleştiriliyor. Selanik’teki bir Yunan restoran sahibinin işkembeyi “gelenekse Yunan yemeği” olarak tescil ettirmek istemesi, “Yunanistan ile paça ve işkembe gerilimi” (Nefes), “Yunanistan ve Türkiye arasındaki 'işkembe' savaşı” (EuroNews) ve “Yunanlılar bu kez şifa kaynağımıza göz dikti” (Sözcü) başlıklarıyla yayımlandı. İki ulusun ortak tarihini, aynı topraklardan beslenen ortak kültürünü yok sayan haberler bunlar.

Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, gazetecilerin, “tüm uluslara saygı göstermesini”, “uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınmasını” ve “ulusların kültürel değerlerini küçümsememesini” öngörür. Zira gazeteciliğin, uluslar arasında düşmanlığı ve nefreti değil, dostluğu geliştirmek gibi bir yükümlülüğü vardır.

Ülkemizde bu ilkenin önde gelen savunucusu Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’ydi. Türk - Yunan dostluğunun gelişmesine çok emek verdi. O yüzden de 1979’da öldürülmesinin ardından Milliyet ve Elefterotipia gazetelerinin sahiplendiği “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü” oluşturuldu. Ancak bu ödüller 2000 yılına kadar devam edebildi.

Ne yazık, gazetecilik barış ve dostluk bayrağını taşıyamıyor artık, onun yerini düşmanlık besleyen, kışkırtıcı yayınlar aldı.

***

RAHMİ KOÇ’UN FIKRASI VE PARANIN GÜCÜ

İşinsanı Rahmi Koç’un, İzmir’deki hastane açılışı sırasında Kürt kadınları aşağılayan, cinsiyetçi ve ırkçı bir “fıkra” anlatırken yanındakilerden en ufak bir itiraz gelmemiş. Dahası     Binali Yıldırım ve oradaki herkes gülüyor...

Etraflarında gazeteciler de yok. Bir tek yerel gazeteci Erhan Gülenç yakalıyor görüntüyü. O........

© Birgün