Bilim ve sanatla insanı anlamak
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Antik Yunan aydınlarından Pisagor, bir ipin uzunluğunu değiştirerek farklı notalar elde edebildiğini ve ipi uzatıp kısaltırken belirli oranlar kullanarak, birbiriyle uyumlu notalar elde edebildiğini fark edince bu bulguyu gökcisimlerine de uygulamayı denemiş. Bunu yapabilmek için, Güneş Sistemi’ndeki cisimlerin yörüngelerindeki hareketlerinin ses çıkardığını varsayıyor ve tıpkı gergin bir ipten çıkan seslerin uyumunda olduğu gibi gök cisimlerinin yörüngelerinin seslerinin harmonisini de yakalayabilmenin peşine düşüyor. Gezegenlerin yörüngelerini iç içe küreler olarak düşünüyor. Dünya’ya en yakın olan Ay, en yavaş ve pes (kalın) sesi çıkarırken; en dıştaki sabit yıldızların küresinin en hızlı ve tiz sesi ürettiğini öngörüyor. Antik filozoflar, gezegenlerin ve sabit yıldızların çıkardığı bu seslerin bir araya gelerek kusursuz bir oktavlık (sekiz notalık) bir gam oluşturduğunu iddia ediyor. Bu çabalar matematiksel oranların hem müzikte hem de astronomide kullanılmasına vesile oluyor.
17.yüzyıla geldiğimizde sahneye Kepler çıkıyor. İlerleyen yıllarda Pisagor’un bu müzikli oran kuramını daha iyi anlama çabasıyla, gezegenlerin Güneş etrafında dönerken en yavaş ve en hızlı oldukları anlardaki hız değişimlerinin yani yörüngesel hızlarının müzikal notalara karşılık geldiğini kanıtlamaya çalışıyor. Gezegenlerin yörüngelerinin antik çağdan beri inanıldığı gibi kusursuz daireler şeklinde olduğunu varsayarak hesaplar yapıyor. Ancak müzikal uyum teorisini bu dairesel yörüngelere bir türlü tam oturtamayınca verilerle uzun süre mücadele ettikten sonra nihayet gökcisimlerin kusursuz dairelerde değil eliptik yörüngelerde hareket ettiğini buluyor. Gökcisimlerinin yörüngelerinin eliptik........
