menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan sermayesi ve aktif emek politikaları: Dönüşümün belirleyici ayağı

27 24
17.12.2025

London Consensus Yazı Dizisi – 5

Türkiye’de emek piyasası uzun süredir derin bir sıkışma içinde. Bu sıkışma yalnızca ücretlerin yetersizliğinden ibaret değil; emeğin korunmasından temsil edilmesine, iş güvenliğinden toplu pazarlık gücüne kadar uzanan çok boyutlu bir yapısal sorun. Bugün Türkiye’de milyonlarca çalışan için “çalışmak”, refah üretmekten çok hayatta kalma mücadelesi.

Bu tablonun en görünür göstergesi asgari ücret sıkışması. Asgari ücret, olması gerektiği gibi bir taban ücret olmaktan çıkarak ücret sisteminin merkezinde. Bu durum, ücret skalasının yukarı doğru işlemesini engelliyor, nitelik farklarını anlamsızlaştırıyor ve emeğin değerini aşındırıyor. Daha fazla eğitim, daha fazla beceri ya da daha ağır iş yükü, anlamlı bir gelir farkı yaratmıyor.

Bu sıkışmanın doğal sonucu, çalışan yoksulluğunun kalıcı hale gelmesi. Çalışmak artık yoksulluktan çıkış yolu değil. Ücret artışları enflasyon karşısında hızla erirken, emek gelirlerinin milli gelirden aldığı pay düşüyor. Türkiye’de büyüme dönemleri çalışanların yaşam standartlarına yeterince yansımıyor.

Sorunun ikinci temel boyutu, emeğin örgütlenme kapasitesinin zayıflığı. Türkiye’de sendikalaşma oranları OECD’nin yarısından az, toplu sözleşme kapsamı sınırlı ve sendikal haklar fiilen daraltılmış durumda. Üstelik yasal çerçevede var olan haklar, uygulamada çoğu zaman caydırıcı mekanizmalarla etkisizleştirilmiş halde. İşten çıkarma tehdidi, taşeronlaşma, güvencesiz sözleşmeler ve kayıt dışılık, çalışanların sendikal haklarını kullanmasını fiilen engelliyor.

Sendikaların zayıflaması, yalnızca ücret pazarlığını değil; iş güvenliği, çalışma süreleri, işyeri demokrasisi ve mesleki gelişim gibi alanları da doğrudan olumsuz etkiliyor. Emeğin sesi, ekonomik karar alma süreçlerinden........

© Birgün