Trump ve padişah saati…
Dün dünyanın gündemi Trump’a yapılan suikasttı…
Suikast girişimi, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda Amerika’nın derin siyasi, ekonomik ve toplumsal krizinin de yansımasıdır.
Olayı yalnızca “bir bireye ve de bir başkana saldırı” olarak görmek eksik kalır…
Çünkü; bu noktaya olayların taşınmasının en önemli nedeni, bireylerin dışlanması, yoksul ve varlıklının arasındaki çelişki, göçlerle oluşan öfke, toplumun sınıfsal çatışması, siyasetin kutuplaşması, devlet içi güç mücadeleleri ve algı yönetimi tartışmaları suikast kültüründe devreye giren önemli faktörlerdir…
***
ABD tarihinde başkanlara yönelik suikast girişimleri yeni değildir. Abraham Lincoln, John F. Kennedy, Ronald Reagan gibi isimler ya öldürülmüş ya da ağır yaralar almıştı…
Bu nedenle Trump’a yönelik girişimler, bazılarına göre bu tarihsel geleneğin devamıdır…
Bilinmeli ki ABD’de Başkan sadece bir yönetici değil, aynı zamanda büyük sermaye, istihbarat ve küresel stratejilerin merkezindeki sembol isimdir...
Böyle bir figürü yönetmek ve etkilemek amacıyla her zaman büyük mücadele yapılmakta, güçler savaşı sinsice sürmektedir…
Aslında çoklu kültürlü topluma sahip ABD vatandaşları bu durumu kanıksamıştır…
***
Trump meselesini derinlemesine elbette incelemekte yarar var…
Çünkü Trump’ın birinci başkanlık dönemi sonrası, ABD Devletinin sır dolu dosyalarını evine götürmesi, ABD Senatosu baskınını arkasındaki isim olması, Onu sıradan bir başkan olmaktan çıkarmaktadır…
Trump, ABD sisteminin içinden çıkıp, sisteme karşı konuşan bir figür olmuştur…
***
Kampanyalarında “bataklığı kurutacağım” söylemiyle, hem Washington elitlerini hem de küresel çevreleri hedef alması, destekçilerinin onu “sistemin düşmanı” olarak görmesine, karşıtlarının ise demokrasiyi tehdit eden biri olarak değerlendirmesine neden olmuştu…
Nitekim, Başkan Maduro’yu kaçırarak Venezuela petrolüne el koyması, soykırımcı Faşist Netanyahu’la İran’a saldırması, yüzbinlerce kadın, çocuk, sivilin öldürülmesine neden olması, dengesiz ve Makyavellist düşüncelerini her an değiştirerek küresel krizlere yol açması, haydut kişiliğini göstermektedir…
***
Bu kadar yoğun korunan bir kişiye saldırı girişimi olduğunda doğal olarak şu soru akla geliyor…
Bu saldırı gerçekten bir güvenlik zafiyeti mi, yoksa toplumsal algıyı yönlendiren bir mühendislik mi?
Çünkü modern teknoloji çağında, dronlar, yüz tanıma sistemleri, yapay zekâ destekli güvenlik ağları ve CİA, FBİ gibi dünyanın en güçlü kurumlarına rağmen ve devasa koruma mekanizmaları varken, bir saldırganın bu kadar rahatlıkla Trump’a yaklaşabilmesi ciddi şüphe uyandırmaktadır...
Bazı ABD Kaynakları,” bunu Trump’a yönelik sempatiyi artırmak için kullanılan bir algı operasyonu” olarak yorumluyor...
Diğer görüş ise, bunun tamamen Amerika’daki nefret siyasetinin sonucu olduğudur… Sağ-sol kutuplaşması, ekonomik eşitsizlik, medya savaşları ve iç siyasi düşmanlık o kadar büyüdü ki, artık rakip sadece “muhalif” değil, “yok edilmesi gereken düşman” gibi görülüyor.
Böyle oluşan iklim, suikast fikrini besler, bilenmiş birkaç insan eyleme geçme hakkını kendinde görür!
***
Tarihte krizlerin siyaseti şekillendirdiği çok örnek vardır.
Bir parti lideri saldırıya uğradığında toplumun bir bölümü etrafında kenetlenir, eleştiriler azalır ve mağduriyet üzerinden güçlü bir siyasi dalga oluşur.
Bu açıdan bakıldığında suikast girişimi, örgütler tarafından toplumsal psikolojiyi yönetme aracı olarak da kullanılabilir...
***
Trump’a yönelik saldırıları tek bir açıklamayla değerlendirmek yerine ABD’nin tarihsel suikast geleneği ve derin siyasi çatışmalarda galip gelebilmek adına etkili bir yol olarak kullanılanın algı yönetimi ihtimalide düşünmek gerekir…
Ama asıl tehlike; “Bir ülkede siyaset sandıktan çıkıp silahın gölgesine giriyorsa, orada demokrasi değil, güç savaşı hüküm sürüyor” demektir…
ABD bugün tam da bu kırılmanın içindedir!
***
Emeği çalınan, aç bırakılan ve hakkı yenen işçiler…
Sadece emeklerinin karşılığını almak isteyen Madende çalışan işçiler, Ankara Kurtuluş Parkta günlerdir açlık grevi yapmakta…
Nedeni; Eskişehir'de faaliyet gösteren ve Yıldızlar Holding bünyesinde yer alan Doruk Madencilik ‘in AKP’li sahibi Sebahattin Yıldız'ın, madende çalışan işçilerine aylardır maaş, mesai ücreti ve tazminat haklarını vermemesidir…
***
Ülkemizde emeğe verilen değerin görülmesi adına son örnek olan bu grev, bize çok şey anlatıyor…
Yurttaşların, mevcut iktidarın yandaşını nasıl koruduğuna dair somut düşüncelere sahip olmasını sağlayan bu eylem, işçilerin “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı” çocuklarıyla birlikte geçirmesine dahi izin vermedi…
***
Maden sahibi Sebahattin Yıldız, 20,21 ve 22. Dönem AKP Muş Milletvekili olarak görev yapmıştı…
Doruk Madencilik ’in sahibi Sebahattin Yıldız’ın adı” Osmanlı Padişahı ‘. Abdülhamid’in saatine 1 milyon 100 bin TL ödediği zaman ortaya çıkmıştı...
Eylemdeki hakkını alamadığı için aç kalan bir madenci baretine;
“Sebahattin, saati sat borcunu öde!” yazarak, Türkiye’ye anlamlı bir mesaj verdi…
***
Haksızlık her köşe de var…
Çünkü adalet yok!
Tek çare bu iktidarın sandıkta gitmesini sağlamak…
Yani seçim…
