Bu da geçer
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Bir taziye evindeydim. Kapıdan içeriye sonbaharla birlikte sürekli aynı cümleler giriyordu: Başınız sağ olsun. Mekânı cennet olsun. Kızını kaybeden kadın her cümleye başını sallıyordu; yüzü taştandı. Sonra yaşlı bir kadın geldi, hiçbir şey söylemeden kadının yanına oturdu, elini avuçlarının arasına aldı. Kadın asıl o zaman ağladı.
Blaise Pascal, ‘Düşünceler’de insanın kendi derdiyle baş başa kalmamak için oyalanmaya ihtiyaç duyduğunu yazmıştı. Avuntu da bu kaçışın bir biçimiydi; dikkati acıdan başka yere çekiyordu. Teselli ise acıdan uzaklaştırmak yerine acının içindeki yalnızlığı hafifletiyordu. Avuntu unutmayı ister; teselli, hatırlarken yalnız kalmamayı.
Teselli yalnız taziye evlerinde aranmıyor. “Üzgünüm” diyene dakikasında bir çözüm listesi uzatılıyor; oysa derdini anlatan akıl verilmesini değil, yanında kalınmasını istiyor. Çözüm uzatmak sevgisizlik değil elbette; dinleyen, sevdiği insanın çaresizliğine dayanamadığı için hızla tamire girişiyor. Ne söyleyeceğini bilemeyenler de uzaklaşmayı tercih ediyor; onu kaçıran sözün yokluğu değil, sözsüz kalamamak. Başsağlığı dilemek için arkadaşını aramayı sürekli erteleyenler, cenazeye gidemeyenler… İş kendi acılarına gelince de üzülme izni iptal ediliyor; “benden kötüsü var” deyip dertlerini küçümseyebiliyorlar; mutsuzluklarıyla baş başa kalamayınca diziye, işe, ekrana kaçabiliyorlar. İnsan yalnız ölülerin ardından yas tutmaz; yaşanmamış bir hayatın, vazgeçilmiş bir ihtimalin de yasını taşır. Ama o yasa taziyeye gelen olmaz.
Taziyedeki hazır cümle kalıpları, acıya biçim........
