Sosyal medyanın 2025 karnesi: Dijital sınır ihlalleri ve toplumsal öfke çağı
Geride bırakmaya hazırlandığımız 2025; çevrimiçi platformların günümüzde yalnızca birer iletişim aracı olmadığı, aynı zamanda siyasal tartışmaların, adalet arayışının ve ekonomik protestoların önde gelen merkezine dönüştüğü tespitini güçlendirdi.
Dijital ekosistem, bireylerin sosyalleştiği sanal bir alan olmanın ötesine geçerek, siyasal iktidarın denetim mekanizmaları ile yurttaşların ifade özgürlüğü talepleri arasındaki çatışmanın en sert yaşandığı bir yer haline geldi.
Türkiye'nin dijital altyapısı, 2025'te küresel trendlerle uyumlu bir büyüme sergilerken, içerik denetimi ve erişim engelleri konusunda benzeri görülmemiş bir daralma yaşadı. "Milli güvenlik ve kamu düzeni" gerekçesiyle yüz binlerce web sitesine ve sosyal medya içeriğine erişim engeli getirilmesi, dijital sınırların fiziksel sınırlar kadar keskinleştiğini ortaya koydu.
Buna karşın, yurttaşların dijital platformları adeta "halk mahkemesi" gibi kullanarak adalet mekanizmasını harekete geçirme refleksi kazandığı, ekonomik boykotları organize edebildiği ve siyasi gündemi belirleyebildiği gözlemlendi. Özellikle kadın, çocuk ve hayvan hakları gibi hassas konularda sosyal medya, geleneksel medyanın ve bürokrasinin boşluğunu dolduran birincil mecra işlevi gördü.
2025 verileri, Türkiye'nin dijitalleşme sürecinde niceliksel olarak doygunluk noktasına yaklaştığını, ancak niteliksel kullanım alışkanlıklarında köklü değişimlerin yaşandığını gösterdi.
We Are Social ve Meltwater işbirliğiyle hazırlanan raporlara göre Türkiye "mobil öncelikli" (mobile-first) bir toplum yapısına doğru evriliyor.
Türkiye'nin 87,7 milyonluk nüfusu içinde internet ve sosyal medya penetrasyonu, küresel ortalamaların üzerinde seyretmekte. 2025 itibarıyla internet kullanıcı sayısı 77,5 milyona ulaşarak yüzde 88,3'lük bir penetrasyon oranına erişti. Bu oran, dijital erişimin artık bir lüks değil, temel bir yurttaşlık hakkı ve gereksinimi haline geldiğini göstermekte.
Sosyal medya kullanıcı sayısı ise 62,3 milyon olarak kaydedildi. Bu rakam toplam nüfusun yüzde 70,9'una tekabül ediyor. 18 yaş üstü nüfusta bu oranın yüzde 85,5 seviyelerine çıkması, yetişkin nüfusun neredeyse tamamının dijital bir kimliğe sahip olduğunu gösteriyor.
Mobil bağlantıların yaygınlığı, bu tablonun en belirleyici unsuru. Nüfusun yüzde 93,3'ü mobil hat sahibi ve web trafiğinin yüzde 76,6'sı mobil cihazlar üzerinden gerçekleşiyor. Bu durum, bilginin ve dezenformasyonun yayılma hızını maksimize eden, mekandan bağımsız bir iletişim ağına işaret ediyor.
Türkiye'deki kullanıcıların dijital platformlarda geçirdiği süreler, dünya ortalamalarının üzerinde ve dijital bağımlılık tartışmalarını alevlendirecek seviyede.
Ortalama bir kullanıcı, gününün 7 saat 13 dakikasını internette geçiriyor. Bu sürenin önemli bir kısmı, 4 saat 4 dakika ile mobil cihazlarda harcanıyor. Sosyal medya platformlarında geçirilen süre ise günlük ortalama 3 saate yaklaşıyor. Haftalık bazda ise 25 saat 4 dakikayı buluyor.
Platform bazlı kullanım istatistikleri, görsel ve video odaklı içeriklerin metin tabanlı içeriklere göre mutlak hakimiyetini belgelemekte:
Kullanıcı sayısı (milyon)
Günlük ortalama kullanım
Kullanım karakteristiği
2025 Türkiye sosyal medya kullanım istatistikleri
Instagram'ın 62,3 milyon kullanıcı ile zirvede yer alması ve günlük yaklaşık 2 saatlik kullanım süresi, Türkiye toplumunun görsel hafızaya ve "gösteri toplumuna" olan eğilimini yansıtıyor.
YouTube'un 57,9 milyonluk kitlesi ise platformun alternatif bir televizyon ve eğitim mecrası olarak işlev gördüğünü ortaya koyuyor. TikTok'un 44,9 milyon kullanıcıya ulaşması, özellikle Z kuşağı ve alt sosyo-ekonomik grupların ifade alanı olarak bu platformu benimsediğinin bir ispatı aynı zamanda.
X (Twitter) ise 18,5 milyon kullanıcı ile sayısal olarak daha geride kalsa da, gündem belirleme gücü ve politik tartışmaların merkezi olması bakımından "etki değeri" en yüksek platform.
Dijital içerik bombardımanı, kullanıcıların bilişsel kapasiteleri üzerinde dönüştürücü bir etki yarattı. Eğitim bilimleri ve dijital psikoloji alanındaki araştırmalar, insan beyninin bir konuya tam odaklanma süresinin ortalama 18 dakika ile sınırlandığını öne sürüyor. TED konuşmalarının da temel aldığı bu süre, dijital çağda "uzun form" içeriğin tavan sınırı olarak kabul ediliyor.
Ancak sosyal medya dinamikleri (Reels, TikTok, Shorts), bu süreyi çok daha aşağılara çekti. 2025 raporları, odaklanma süresinin dijital uyaranların artmasıyla saniyeler mertebesine (bazı analizlerde 47 saniye) düştüğünü, ancak derinlemesine öğrenme ve etkileşim için 18 dakikalık blokların hala kritik bir eşik olduğunu gösteriyor.
Türkiye'deki kullanıcıların içerik tüketim hızının artması, karmaşık toplumsal meselelerin (hukuk, ekonomi vb.) derinlemesine analiz edilmesini zorlaştırmakta, bunun yerine sloganvari ve kutuplaştırıcı içeriklerin viral olmasına zemin hazırlıyor.
Öte yandan 2025, Türkiye'de internet sansürünün sistematikleştiği, yargı kararlarından ziyade idari inisiyatiflerle yönetilen bir "dijital kuşatma" yılı oldu. İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) ve gazeteci Ali Safa Korkut'un çalışmaları, sansürün boyutlarını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.
Gazeteci Ali Safa Korkut tarafından hazırlanan "2024-2025 İnternet Sansürü Raporu"na göre 2024 içinde Türkiye'de toplam 758 bin 716 URL erişime engellendi. Bu engellemelerin büyük çoğunluğu (yüzde 97'den fazlası) alan adlarına yönelik. 2025'e gelindiğinde, Türkiye'de erişime engelli web sitesi sayısının 1 milyonu aştığı raporlandı.
Erişim engeli istatistikleri
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, 2025 boyunca kullanıcıların toplam 63 saat boyunca sosyal medya platformlarına erişemesi oldu. "Bant daraltma" (throttling) yöntemiyle........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin