Cinler, definecilik ve 1915’in hayaletleri
2000’lerin ortalarından itibaren yerli korku sinemasında cin teması belirginleşti; İblis: Karanlığın Sahibi ve Defin-Ecin Zulman gibi definenin merkezde olduğu filmler de bu furyanın içinde yer aldı. Görünmeyen ama yaşamın içinde yer alan bir varlığın hikâyesi, film sektöründe neden bu kadar tuttu ve neden tam bu dönemde tuttu? Bu sorulara verilen alışıldık cevaplar yanlış değil. Cin filmleri ucuza çekilir; görünmez bir varlık için pahalı efektlere gerek yoktur. Define uğruna çıldıran insanların, buradaki suçlarının reddi için inandıkları cinler, sinemada da musallat oldular. Bir cin fetişizmi yaşanmaktadır.
Türkiye’de cin hikâyeleri belirli bir bağlamda ortaya çıkar. Ensest, tecavüz ve yasak ilişkilerde gündeme gelir. Belirli mekânlara da bağlıdır: mezarlıklara, define alanlarına, bir cinayetin işlendiği yerlere, terk edilmiş evlere ve yıkık yapılara, yani harabelere. Walter Benjamin, Alman Yas Oyununun Kökeni'nde harabeyi tarihin doğaya dönüşmüş hâli olarak okur. Harabe, bir zamanlar orada yaşanmış olanın hem kalıntısı hem de silinmesidir. Anadolu’nun yıkık kiliseleri, sahipsiz taş evleri, adı değiştirilmiş köyleri tam da böyle harabelerdir: tarih oradadır ama doğal bir manzaranın parçası gibi durur.
Çok tanrılı dinlerin ve doğa dinlerinin tanrısal karakterleri, tek tanrılı dinlerde cin ve melek gibi ara figürlere dönüşmüştür. Bu teolojik açıklamayı unutmadan şunu söyleyebilirim: cin, yalnızca eski tanrıların değil, toplumun hesaplaşmadığı suçların da kendi içinde değişkenlikte yaşayan bir taşıyıcısıdır.
Türkiye’de işlenen suçlar, cinayet, tecavüz, gasp, yaşamın içindedir. Ama bu kadar yaşamın içinde olduğu halde toplumsal bilinçte bu kadar görünmez olan tek bir suç vardır: Ermeni Soykırımı. Cin görünmezdir; Ermeni Soykırımı da geniş toplumsal bilinçte görünmezdir.
Bütün suçların toplamı
Ermeni Soykırımı, insanlığın bildiği suçların teker teker işlendiği bir kitlesel yok etmedir. Yani cin filmlerinin etrafında dolaştığı bütün suçlar, cinayet, tecavüz, gasp, kaçırma, 1915’te tek bir büyük suçun içinde, bir devlet siyaseti olarak işlenmiştir.
Anadolu'da define, onu arayanların hayallerinde büyük ölçüde "Ermeni altını"dır. Cin burada kelimenin tam anlamıyla, el konulmuş ve toprağa gömülmüş bir servetin bekçisidir; "cinli define"dir.
Adil Çelik ve Nurcan Elmas’ın Sivas’ta yürüttüğü saha araştırması şunu gösteriyor: define aramak için kazılan yerlerin belirlenmesinde eski Ermeni yerleşimleri dikkat çeker, özellikle 1915 tehcirine kadar Ermenilerin yaşadığı köyler ve bu köylerin çevreleri başı çeker. Görüşülen definecilerin tamamı, Sivas’ta yaşamış Ermenilerin 1915’te altınlarını ve ziynet eşyalarını toprağa gömüp gittiklerine inanmaktadır.
Aynı araştırma, cinle mülk arasındaki bağın folklorun kendi diline yerleştiğini de ortaya koyuyor. Sivas definecilerinin işaret repertuarında haç, doğrudan Ermenilerin gömdüğü defineyi gösterir; ters haç, ters L ve üçlü çentik gibi şekiller ise "cinli işaretler" olarak bilinir ve bu sembollerin bulunduğu bölgelerin korunduğuna, izinsiz girildiğinde zarar görüleceğine inanılır. Cin kendi yerini bilir, asli olarak fakirlik sınırında yaşayan lümpenleşmiş kesimlerin suçlarıyla ve mallarıyla kurulan ilişkilerde ortaya çıkar. Zengin lümpenliğin hedefinde daha büyük ganimetler ve devlet........
