“Haklı şüphelerinin yanında halkın sürece inandığını görüyoruz”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle 27-28 Haziran tarihlerinde Diyarbakır, İstanbul, Van ve Mersin’de “Özgürlük Mitingleri” düzenlemeye hazırlanıyor.
Öte yandan DBP Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz” buluşmaları kapsamında 16 Haziran’dan bu yana Kürt kentlerindeki köylerde, mahallelerde, tarlalarda, üretim alanlarında, kahvelerde ve pazar yerlerinde halkla bir araya geliyor.
Halkla doğrudan temas kurmayı, sorunları yerinde dinlemeyi ve barışın toplumsal zeminini güçlendirmeyi amaçlayan buluşmalarda, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin beklentiler, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar, ekonomik kriz, genç işsizliği ve madde bağımlılığı, ekolojik yaşam alanlarına yönelik tehditler, inanç topluluklarının karşılaştığı sorunlar ile sınır bölgelerinde yaşayanların yaşadığı güçlükler ele alınıyor.
Temmuz ayı ortasına kadar sürmesi planlanan saha çalışmasının sonunda kapsamlı bir rapor hazırlanması da hedefleniyor.
Çalışmalarını ve mevcut süreci konuştuğumuz DBP Eş Genel Başkanı, Batman Milletvekili ve eğitimci Keskin Bayındır, halkın en yakıcı sorununun ekonomik kriz olduğunu söylüyor.
Bayındır’a göre Kürtlerin en önemli sorun ve kaygılarından bir diğeri ise, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde devletin hâlâ somut adımlar atmaması ve bunun yarattığı belirsizlik.
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ile yürüttükleri saha çalışmalarını, sürecin geldiği noktayı, gözlemlerini ve halkın beklentilerini konuştuk.
“Bölgede yaşanan güncel sorunların kaynağında ekonomik kriz yatıyor”
“Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz” buluşmalarına başlarken motivasyonunuz neydi? Bu fikrin ortaya çıkmasına hangi ihtiyaçlar neden oldu? Süreç bağlamında sahada nasıl bir boşluk ya da beklenti gördünüz?
Aslında bu tür buluşmaları sıkça yapıyoruz. Hem sürecin toplumsallaşması hem de halkın yaşadığı sorunları konuşmak için halk toplantılarını çok önemsiyoruz. Son olarak Van’da 27 Haziran’da yapacağımız Özgürlük Mitingi öncesi özellikle bölgede yoğun bir çalışma içine girdik ve köy köy, mahalle mahalle her düşünceden herkesle buluşmalar gerçekleştirdik. Süreci canlı tutmak, halkın sürece daha fazla katılımını sağlamak için özellikle bölgede her yerde halkla temas kuruyoruz. Çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Halkın yaşadığı çok ciddi sorunlar var, barış beklentisi içindeler; ancak yaşanan çok büyük ekonomik sorunlar var. Ekonomik olarak iflasın eşiğinde olan Türkiye’de toplumsal çürümenin boyutları da ortada. Bu yoksulluk hâlinin sürdürülmesi mümkün görünmüyor, ki bölgede yaşanan güncel toplumsal sorunların kaynağında temelde bu yatıyor.
Öte yandan Türkiye halkları gerçekten çok kritik bir süreçten geçiyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına nasıl devam edeceğimizin belirleneceği bir süreç bu. Şiddetin olmadığı demokratik bir Cumhuriyet’i inşa etme hedefini önümüze koyduk. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, müzakerelerin toplum lehine gelişmesi için demokrasi mücadelesini şart koşar. Barış, müzakereleri simgelerken demokratik toplum ise inşa sürecinin önemini gösterir. Çünkü içinde halkın olmadığı herhangi bir barış sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Demokratik toplumun gücü, müzakerelerin seyrini belirler.
Barışın sözünü halk kurduğunda, halk barışın arkasında sağlam durduğunda devlet ve iktidar hem adım atmak zorunda kalır hem de süreci bitirmeyi göze alamaz. Biz kendimizi demokratik toplumu inşa etmekle yükümlü siyasetçiler olarak görüyoruz, böyle tarihi bir sorumluk aldık. Bu yüzden, süreci halkımızla tartışıyoruz, değerlendiriyoruz. Yeni sürecin dilini, eylemini konuşuyoruz.
Barışın sözünü halk kurduğunda, halk barışın arkasında sağlam durduğunda devlet ve iktidar hem adım atmak zorunda kalır hem de süreci bitirmeyi göze alamaz. Biz kendimizi demokratik toplumu inşa etmekle yükümlü siyasetçiler olarak görüyoruz, böyle tarihi bir sorumluk aldık. Bu yüzden, süreci halkımızla tartışıyoruz, değerlendiriyoruz. Yeni sürecin dilini, eylemini konuşuyoruz.
“İktidar da süreci halka anlatsaydı çok daha farklı bir aşamada olabilirdik”
Burada eksik ve sorun olan iktidarın süreci toplumsallaştırmaktan uzak durması. Televizyonlarda maalesef aynı kirli dil ile konuşmaya devam ediyorlar. Zihinsel bir dönüşüm içine girmek istemedikleri görülüyor. İktidar sözcüleri ve medyası da bizim gibi bu süreci halka anlatsalardı şimdi çok daha farklı bir aşamada olabilirdik. Biz sadece Kürt halkına değil; herkese süreci anlatmaya çalışıyoruz; ama imkânlarımız ortada. Şunu unutmamak gerekiyor: Demokrasi ve barış mücadelesi birbirini besleyen ve büyüten mücadelelerdir. Sayın Öcalan’ın PKK’yi feshetmesi demokratik siyasete zemin sağlamak içindi. Aynı şekilde devletin de buna yanıt olarak yasa çıkarması, demokratik siyasete zemin hazırlaması gerekiyor. Barış olduğunda her şey güzel olacak demiyorum. Ancak barışın tam olarak sağlanmasıyla oluşacak şiddetsiz Türkiye’de ülkenin enerjisi boş yere gitmeyecek Kürt sorunu bahane edilerek “güvenlik” bir sorun olmaktan çıkacaktır. Yoksul halk vergilerin nereye gittiğini sorduğunda kurşuna, mermiye yanıtı verilemeyecektir. Toplum hakkını alacak, bunun mücadelesini verecektir. Barışta ısrarcı olmamız bu yüzden.
“Süreç iki yıla yakındır asimetrik bir düzeyde ilerliyor”
Mevcut süreçle ilgili devletin somut adımlar atmamasının sahadaki yansımalarını nasıl gözlemliyorsunuz? Halkın sürece dair umutları ve kaygıları arasında nasıl bir denge görüyorsunuz?
Kürtler, yüzyıl boyunca yaşadıkları acılara, uğradıkları korkunç zulümlere rağmen ikinci yüzyılda Türklerle birlikte ortak bir yaşamı inşa etmek istediklerine karar verdiler. Bunun için burada........
