menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Madımak’tan geriye kalan

12 0
02.07.2026

Sivaslı bir Alevi ailede büyüdüm. Alevilik bizim için yalnızca bir inanç sistemi değildi; daha çok bir yaşam tarzı, bir kültür ve bir kimlik biçimiydi. Evimizde çok katı dini kurallar yoktu. Daha seküler, daha serbest bir ortamda yetiştim. Dini bir dayatma ya da zorlamayla büyümedim.

14 yaşından itibaren Pir Sultan Abdal Derneği’ne gitmeye başladım. Bu çevreye abimin yönlendirmesiyle dahil oldum. Dernek ortamı benim için hem sosyalleştiğim hem de dünyayı anlamaya başladığım bir alandı. Gençlik yıllarımda, kültürel olarak taşıdığımız bu kimliğin aslında tarihsel süreç boyunca ezilenlerin, mülksüzlerin ve haksızlığa karşı duranların safında şekillendiğini fark etmeye başladım. Yaşadığımız coğrafyadaki çelişkilerin yalnızca inançsal düzeyde kalmadığını, köklerinin çok daha derinlerde, toplumsal ve ekonomik bir zeminde yattığını kavramam da bu döneme denk gelir.

Sivas'ta Yanan "İsimsiz" Semahçılar...

Asuman Sivri ve Yasemin Sivri’yi de bu dernek ortamından tanıyordum. Ancak çok yakın bir arkadaşlığımız yoktu; daha çok kalabalık içinde, 100-150 kişilik ortamlarda gördüğüm insanlardı. Yine de yüzleri tanıdık, aynı çevrelerin, aynı mahallenin insanlarıydılar.

1990’lar benim için genel olarak güzel yıllardı. Çocukluğum ve gençliğim, mahalle aralarında oyunlar oynadığım, televizyon karşısında vakit geçirdiğim, sıradan ve kendi halinde bir hayat akışı içinde geçti. Ancak benim bu sıradan dünyamın arka planında ülke, yapısal olarak büyük bir ekonomik dönüşümden geçiyor; toplumsal muhalefeti ve geniş kitlelerin bir araya gelişini engellemek için siyasi gerilimlerin tırmandırıldığı bir atmosfer gelişiyordu.

Sivas’a gidemediğim........

© Bianet