menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyüklük bir iktidar biçimidir

68 0
23.08.2026

Türkçede işteş fiiller karşılıklılığa işaret eder. Dilin kendi içinde yarattığı bu yapıya en iyi örneklerden biri, öz Türkçe olan “duruşma” kelimesidir. “Durmak” fiilinin karşılıklı yapılma hâlini ifade eden “duruşmak”, birbiri karşısında bulunmayı anlatır. Hukuki anlamda yargıç ile yargılananın eşit konumda olduğunu söylemek elbette mümkün değildir; biri yargılar, diğeri yargılanır. Ancak duruşma, ikisini aynı karşılaşmanın içine yerleştirir. Sesler birbirine ulaşır, bakışlar karşılaşır, savunma dinlenir. Hak temelli bir yaklaşım için adalet üretmesi beklenen hukuk, bu demokratik olmasını beklediğimiz durumda bedenlerin birbirinin huzurunda bulunduğu somut bir mekânda işler.

Kişi, hakkında karar verilecek bir dosyaya dönüşmeden önce bir insandır: Yüzü, sesi, bedeni vardır. “Huzurunda olmak” da yalnızca hukuki bir deyim değildir; birinin karşısında ve onun görüş alanı içinde bulunmaktır. Hukuk, en azından kendi demokratik idealinde, insanı görünür kılar. Yani duruşma salonunda herkesin birbirini yakından görmesi, rahatça duyabilmesi esastır. Yargılamaya etkili katılım hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının ayrılmaz bir unsurudur. Bu hak, sanığın veya davanın tarafının duruşmada sadece fiziksel olarak bulunmasını değil, süreci tam anlamıyla kavramasını ve kendini etkin şekilde savunabilmesini ifade eder. Sanığın söylenenleri duyabilmesi, yargılamayı takip edebilmesi ve avukatıyla etkili iletişim kurabilmesi, adil yargılanma hakkının bir parçasıdır.

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın ikinci celsesi, 17 Ağustos’ta Silivri’deki yeni duruşma salonunda başladı. 53 tutuklu sanığın bulunduğu davada, ikinci celsenin ilk gününde İmamoğlu’nun savunması alınmadı; mahkeme, savunmanın “uygun yerde, makul sürede” alınacağını bildirdi. Yeni salonun devasa ölçeği ise başka bir tartışmayı beraberinde getirdi: Duruşmayı izlemeye gelenlerden bazıları sanıkları görebilmek için yanlarında dürbün getirmişti.

Mahkeme heyetinin bu devasa salonda olması gerekenden çok daha yüksekte konumlanması, savcının davanın iddia makamı değil de karar merciymişçesine heyete yakın oturması, davayı aleniyet ilkesi uyarınca izlemeye gelen vatandaşların insanların yüzlerini ve kim olduklarını bile seçemeyeceği bir uzaklıkta tutulması ve halkın haber alma hakkı temelinde işlerini yapan gazetecilerin yine salonun en uzak köşesine gönderilmesi "büyüklük" tartışmasını yeniden açtı. Duruşma var, ama duruşmanın işteşliği nerede?

Lefebvre ve mekânın iktidar alanı olarak üretimi

Aynı salonda bulunan insanların birbirlerini görebilmek için optik bir aygıta ihtiyaç duyması basit bir mimari ayrıntı değildir. Yüz yüze gelmenin yerini mesafe, karşılaşmanın yerini seyretme almıştır. Fransız filozof Henri Lefebvre’in mekânın üretimi yaklaşımıyla bakarsak mekân; toplumsal ilişkilerin yalnızca gerçekleştiği bir zemin değil, onları biçimlendiren maddi bir düzendir. Kimin kime ne kadar yaklaşacağı, kimin kimi göreceği, kimin nerede duracağı ve kimin sesinin ne kadar uzağa ulaşacağı iktidar ilişkilerini de belirleyen, hatta görünür kılan bir göstergedir.

Kapitalizm ve iktidar varlığını sürdürmek için sadece mal üretmez; mekânın kendisini de üretir ve metalaştırır. Mekânı yurttaşı bastırmak ve ona kendisini güçsüz........

© Bianet