menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geri gönderiyorum

23 0
11.05.2026

"Geri gönderiyorum…İşleme koymuyorum"

Sözlerin sahibi Sayın Hüsamettin Cindoruk…

Demokrasi ve TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk….

Kalemle ve sözlerle ne kadar başkaldırılabilir ki!

Böyle bir başkaldırının ve böyle bir olgunun ne olduğunun tarifinde İonna Kuçuradi; “aynı insanların, aynı olayların, aynı durumların, aynı eylemlerin, aynı kararların, aynı eserlerin, hatta aynı fenomenlerin farklı kişiler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesi, farklı şekillerde yorumlanması farklı şekillerde açıklanmasıdır” diyor.

Farklılıklar ve tarihte olup bitenler….

Olaylar aynı, durumlar aynı, bakışlar farklı… Değerlerin değerlendirilmesi çok farklı…

Hangi değerlendirmelerdir ki;  geleceğin aydınlık geleceği olabilirler?

Tarih tekrarlar mı? Konuşmalar hangi değerlerin inşasıdır? Sözlerin değeri nedir?

Yıllar yılları kovaladı, gelenler oldu, gidenler oldu. Gidenlerden, geriye kalanlar kaldı…

TBMM Başkanı Ahmet Hüsamettin Cindoruk ( 16-11.1991- 1.9.1993/14.09.1993 -1.10.1995) 23 Nisan 1992 tarihinde Mecliste hem çocuk bayramı ve hem Meclis kuruluşunun 72. Yıldönümünde konuşmuştu…

34 yıl önce Mecliste yapılan bu konuşmasının bazı bölümlerini hatırlamak yararlı olur :

“Bildiğiniz gibi, Millet Meclisimiz, 1876’dan bu yana, aralıklarla sürüp gelen bir parlamento geleneğine sahiptir. Aslında, çağımızda, yasama işlevini yürüten devlet organları, bütün ülkelerde var. Ne var ki, yasama organına bir parlamento olma onurunu ve kimliğini bağışlayan kaynak, ulusal egemenlik ilkesidir ve de hür seçimdir, hür parlamento kürsüsüdür, hür muhalefettir, hür basındır, hür üniversitedir, hür sendikadır, özgür yurttaştır. Kısacası, bir ülkede, özgürlük ve eşitlik tartışılmazsa, orada hür parlamentodan söz açılabilir.

23 Nisan 1920’de kurulan Büyük Millet Meclisi, 14 Mayıs 1950’den bu yana, hür parlamentoyu, demokrat Türkiye’yi bütün unsurlarıyla gerçekleştirmeye uğraşıyor. Demokrasiyi kurmanın ve yaşatmanın bütün çilelerini, Yüce Meclisimiz, görmüş, geçirmiştir. Yüce Meclisin, iç ve dış baskılara direnişin, haksız suçlamaların, hukuk dışı yargılamaların, sürgünlerin, idamların yer aldığı engebeli bir tarihi vardır.

Halkımız ve biz, dolu dolu yaşanan yıllardan sonra, bir şeyi çok iyi biliyoruz: Demokrasi, sürekli bir şölendir, anıttır, bir güvencedir, bir tılsımdır.

Zaman zaman bu tılsımı bozmak isteyenler olabilir; tanklar ve tüfekler parlamento merdivenlerine çıkabilir, toplantı salonunun ışıklan da söndürülebilir, bu Meclisin sandalyeleri boş kalabilir; eğreti kurallar, kurumlar, kişiler yönetimi ele geçirebilir; dokunulmaz kürsüler sessiz, sahipsiz bırakılabilir... Biliniz ki, söndürülen, milletin ışığıdır; karanlık, bu görkemli yapıya değil, ülkedeki tüm yurttaşların damlarına  çökmüştür. (Alkışlar)

Böyle bir günde, böyle bir ortamda, basın, üniversiteler, kitle örgütleri, yargı organları bir bir dökülürler... Bu bir siyasî hazândır. Eğer, bu parlamentonun özgürlük ışıklan yeniden yanarsa, demokrasinin baharı olanca güzelliğiyle ülkeye geri döner, dökülen yapraklan yeşillenir...

Biz bu gerçeği üç kere yaşadık. Şimdi, demokrasimizi, omuzlanınız çökse, Adımlarımız yorulsa bile, yeniden kuruyor, genç kuşaklara bırakıyoruz.

72 yıl sonra bu Meclis kürsüsünde bir gerçeği dile getirmek istiyorum.

Demokrasinin........

© Bianet