menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taha Elgazi, yeni Suriye’yi anlattı: "Geçmiş yıllarda bulunmayan gerçek bir fırsat var ancak hala kırılgan"

1 0
latest

Türkiye’de faaliyet gösteren Göçmen Dayanışma Ağı üyesi olarak yıllarca göçmen hakları için çalışan insan hakları aktivisti Taha Elgazi, Mayıs 2025’te Türkiye vatandaşlığından çıkartılarak Suriye’ye gönderildi. 

Elgazi şu anda Suriye merkezli Suriye Eğitim ve Araştırma Merkezi’nin (SEAM) Genel Müdür görevini yürütüyor. Elgazi, yeni Suriye için, "Suriye’de barış, her gün yeniden inşa edilmesi ve korunması gereken bir projedir" ifadelerini kullanıyor.

“İfade alanı genişledi”

Göçmen hakları savuncusu Taha Elgazi, 8 Aralık 2024’te devrilen Esed rejimin ardından yeni Suriye’yi “uzun süren korku ve siyasi durağanlık dönemini sona erdiren tarihî bir dönüşüm” olarak tanımlıyor.

Günlük yaşam açısından, ifade alanının genişlediği ve insanların daha önce mümkün olmayan bir şekilde siyaset ve kamusal meseleler hakkında konuşabildiği açıkça görülüyor. Ayrıca, Suriye’nin yeni bir döneme girdiğine ve ülkenin geleceğinin artık değişim ihtimallerine kapalı olmadığına dair genel bir kanaat bulunuyor. Ancak gerçekçi olmak da gerekir. On yıllar boyunca varlığını sürdüren bir rejimin sona ermesi, o dönemlerin bıraktığı etkilerin birkaç ay veya bir yıl içinde ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Bugünkü Suriye devleti; yıpranmış bir ekonomi, zarar görmüş altyapı, milyonlarca yerinden edilmiş insan ve mülteci ile yeniden inşa edilmeye ve geliştirilmeye ihtiyaç duyan kurumlar devraldı.”

Günlük yaşam açısından, ifade alanının genişlediği ve insanların daha önce mümkün olmayan bir şekilde siyaset ve kamusal meseleler hakkında konuşabildiği açıkça görülüyor. Ayrıca, Suriye’nin yeni bir döneme girdiğine ve ülkenin geleceğinin artık değişim ihtimallerine kapalı olmadığına dair genel bir kanaat bulunuyor. Ancak gerçekçi olmak da gerekir. On yıllar boyunca varlığını sürdüren bir rejimin sona ermesi, o dönemlerin bıraktığı etkilerin birkaç ay veya bir yıl içinde ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Bugünkü Suriye devleti; yıpranmış bir ekonomi, zarar görmüş altyapı, milyonlarca yerinden edilmiş insan ve mülteci ile yeniden inşa edilmeye ve geliştirilmeye ihtiyaç duyan kurumlar devraldı.”

“Değişim henüz erken aşamadadır”

“Gerçek bir değişim süreci başladı mı?” sorusuna Elgazi, “evet” yanıtını verdi.

Gerçek bir değişim süreci başlamıştır, ancak henüz erken aşamadadır. Bugün temel mesele, siyasi değişimi insanların günlük yaşamlarında hissedebilecekleri somut bir iyileşmeye dönüştürmektir: iş imkânları, kamu hizmetleri, elektrik, okullar, sağlık hizmetleri ve yeniden imar. Birleşmiş Milletler de Suriyelilerin geniş çaplı dönüşünün tarihî bir fırsat olduğunu belirtmektedir. Ancak bu sürecin başarısı, ekonominin, kamu hizmetlerinin ve altyapının geri dönenleri karşılayabilecek kapasitede olmasına bağlıdır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Aralık 2024’ten bu yana ülkeye dönen mültecilerin sayısı 1,6 milyonu aşmıştır. Buna, ülke içinde yerinden edilmiş çok sayıda kişinin geri dönüşü de eklenmektedir. Bence bu konu büyük bir sorumlulukla ele alınmalıdır. Çünkü kutuplaştırıcı bir dil kullanmak, sorunun çözümüne katkı sağlamaktan ziyade sorunu daha da derinleştirebilir. Bir vatandaş ve insan hakları savunucusu olarak tutumum açıktır: Hiçbir dinî veya mezhepsel topluluk, önceki rejimin ya da herhangi bir silahlı grubun eylemlerinden topluca sorumlu tutulamaz. Sorumluluk bireysel olmalı ve delillere ile hukuka dayanarak belirlenmelidir.

Gerçek bir değişim süreci başlamıştır, ancak henüz erken aşamadadır. Bugün temel mesele, siyasi değişimi insanların günlük yaşamlarında hissedebilecekleri somut bir iyileşmeye dönüştürmektir: iş imkânları, kamu hizmetleri, elektrik, okullar, sağlık hizmetleri ve yeniden imar. Birleşmiş Milletler de Suriyelilerin geniş çaplı dönüşünün tarihî bir fırsat olduğunu belirtmektedir. Ancak bu sürecin başarısı, ekonominin, kamu hizmetlerinin ve altyapının geri dönenleri karşılayabilecek kapasitede olmasına bağlıdır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Aralık 2024’ten bu yana ülkeye dönen mültecilerin sayısı 1,6 milyonu aşmıştır. Buna, ülke içinde yerinden edilmiş çok sayıda kişinin geri dönüşü de eklenmektedir. Bence bu konu büyük bir sorumlulukla ele alınmalıdır. Çünkü kutuplaştırıcı bir dil kullanmak, sorunun çözümüne katkı sağlamaktan ziyade sorunu daha da derinleştirebilir. Bir vatandaş ve insan hakları savunucusu olarak tutumum açıktır: Hiçbir dinî veya mezhepsel topluluk, önceki rejimin ya da herhangi bir silahlı grubun eylemlerinden topluca sorumlu tutulamaz. Sorumluluk bireysel olmalı ve delillere ile hukuka dayanarak belirlenmelidir.

“Alevilere saldırı derin bir etki bıraktı”

Elgazi, nefret söylemine karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi veya başka herhangi bir toplumsal kesimden olsun,  sivillere yönelik hiçbir saldırı meşrulaştırılamaz. Sahil bölgesinde yaşanan olayların yalnızca Alevi toplumunda değil, genel olarak Suriye toplumunun hafızasında da derin bir etki bıraktığı açıktır. Çünkü bu olaylar; kimlik, aidiyet ve savaşın acı mirasıyla ilgili korkuları yeniden gündeme taşımıştır. Ancak Alevi toplumunun tamamı ile eski rejime destek veren veya şiddet eylemlerine katılmış silahlı grupların ya da bireylerin birbirinden ayrılması son derece önemlidir. Bu ikisini birbirine karıştırmak, hem ahlaki hem de siyasi açıdan ciddi bir hatadır. Geleceğe ilişkin olarak ise, Alevilerin veya Suriye’deki herhangi bir toplumsal kesimin korunmasının yalnızca belirli bir mezhebin özel meselesi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu mesele, aslında Suriye devletinin geleceği açısından bir sınavdır. Vatandaşlarını eşitlik temelinde koruyan bir devlet, herkesi korur. Buna karşılık toplum kolektif cezalandırma mantığına sürüklenirse, hiç kimse için gerçek ve kalıcı bir güvenlikten söz etmek mümkün olmaz. Bu nedenle yaşanan ihlallerin hukukî soruşturmalar ve yetkili kurumlar aracılığıyla ele alınması, sorumluluğu bulunan kişilerin hukuk çerçevesinde hesap vermesi ve aynı zamanda nefret söylemi, genelleme ve kışkırtmaya karşı mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birleşmiş Milletler raporları da mezhepsel şiddetin ve nefret söyleminin toplumsal bütünlüğü tehdit ettiğini, güvenin yeniden inşasının ise adalet, hesap verebilirlik ve toplumun tüm kesimlerinin eşit katılımını gerektirdiğini vurgulamaktadır.

Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi veya başka herhangi bir toplumsal kesimden olsun,  sivillere yönelik hiçbir saldırı meşrulaştırılamaz. Sahil bölgesinde yaşanan olayların yalnızca Alevi toplumunda değil, genel olarak Suriye toplumunun hafızasında da derin bir etki bıraktığı açıktır. Çünkü bu olaylar; kimlik, aidiyet ve savaşın acı mirasıyla ilgili korkuları yeniden gündeme taşımıştır. Ancak Alevi toplumunun tamamı ile eski rejime destek veren veya şiddet eylemlerine katılmış silahlı grupların ya da bireylerin birbirinden ayrılması son derece önemlidir. Bu ikisini birbirine karıştırmak, hem ahlaki hem de siyasi açıdan ciddi bir hatadır. Geleceğe ilişkin olarak ise, Alevilerin veya Suriye’deki herhangi bir toplumsal kesimin korunmasının yalnızca belirli bir mezhebin özel meselesi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu mesele, aslında Suriye devletinin geleceği açısından bir sınavdır. Vatandaşlarını eşitlik temelinde koruyan bir devlet, herkesi korur. Buna karşılık toplum kolektif cezalandırma mantığına sürüklenirse, hiç kimse için gerçek ve kalıcı bir güvenlikten söz etmek mümkün olmaz. Bu nedenle yaşanan ihlallerin hukukî soruşturmalar ve yetkili kurumlar aracılığıyla ele alınması, sorumluluğu bulunan kişilerin hukuk çerçevesinde hesap vermesi ve aynı zamanda nefret söylemi, genelleme ve kışkırtmaya karşı mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birleşmiş Milletler raporları da mezhepsel şiddetin ve nefret söyleminin toplumsal bütünlüğü tehdit ettiğini, güvenin yeniden inşasının ise adalet, hesap verebilirlik ve toplumun tüm kesimlerinin eşit katılımını gerektirdiğini vurgulamaktadır.

Süveyda’daki sürecin üç temel unsuru nedir?

Dürzilere yönelik saldırıların derin yaralar bıraktığını belirten Taha Elgazi, halk arasında kaygılara yol açtığını söyledi.

Süveyda’daki durum, aşırı basitleştirilmeden değerlendirilmelidir. Dürzi toplumu, Suriye toplumunun asli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle Süveyda’daki herhangi bir istikrarsızlık, Suriye’nin geleceğinden bağımsız, yalnızca yerel bir mesele olarak görülemez. Son dönemde yaşanan olaylar, halk arasında derin yaralar ve gerçek kaygılar bırakmıştır. Yıllar süren gerilimler ve yerel çatışmaların ardından bunun yaşanması doğaldır. Ancak bence çözüm, bölünmeleri derinleştirmekten veya Süveyda’yı merkez ile yerel toplum arasında bir karşıtlık anlayışıyla ele almaktan geçmiyor. Çözüm; diyalog, güvenin yeniden inşası, güvenliğin güçlendirilmesi, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesidir. İnsan hakları perspektifinden bakıldığında, tarafların kimliği veya siyasi arka planı ne olursa olsun sivillerin korunması mutlak bir öncelik olmalıdır. Aynı zamanda, açık ve hukukî sonuçlara dayanmayan genellemelerden veya siyasi suçlamalardan kaçınmak da önemlidir. Suriye’nin bugün........

© Bianet