menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Ücretsiz okul yemeği sosyal yardım değil eşitlik politikasıdır”

21 0
20.04.2026

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırma Vakfı ve IPS İletişim Vakfı/bianet, Heinrich Böll Stiftung desteğiyle Atölye BİA’da aynı içerikle 16 Nisan ve 18 Nisan tarihlerinde iki ayrı oturum halinde “COP31’e Doğru: Çocuk Hakları, Toksik Maruziyet, Sıfır Kurşun ve Eğitim Adaleti Atölyesi” düzenledi.

İklim krizi, çevresel kirlilik, toksik kimyasallar ve eğitim eşitsizliğinin çocuklar üzerindeki etkilerinin ele alındığı program; akademisyenler, araştırmacılar, gazeteciler ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Buluşmada çocuk hakları perspektifiyle kamusal politika araçları ve çözüm önerileri tartışıldı.

Atölye Dr. Bülent Şık, Sevgi Artuç ve Bircan Yalçın’ın yürütücülüğünde gerçekleşti. Oturumlarda çocukların toksik kimyasallara yetişkinlere kıyasla daha ağır biçimde maruz kaldığına dikkat çekilirken, kurşunun zararsız bir düzeyi olmadığı vurgulandı.

Atölyede ayrıca ücretsiz okul yemeği programlarının yalnızca sosyal destek mekanizması değil, çocuk sağlığını koruyan ve eğitimde eşitsizlikleri azaltan önemli bir kamusal politika aracı olduğu belirtildi. Yoksulluk ile toksik riskler arasındaki ilişki de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

BAYETAV "KURŞUNA KARŞI BİR ÖĞÜN" RAPORUNU AÇIKLADI

"Toksik kimyasallar en çok yoksul çocukları etkiliyor"

Kurşun, yoksulluk ve çocukluk: Sessiz şiddetin raporu

“Çocuk yetişkinin küçülmüş hali değildir”

Atölyenin ilk oturumunda konuşan Bülent Şık, çocukların çevresel toksinlerden yetişkinlerle aynı biçimde etkilenmediğini belirterek, çocukluk döneminin ayrı bir halk sağlığı başlığı olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Çocukların çoğu zaman “yetişkinin küçültülmüş hali” gibi değerlendirildiğini belirten Şık, bu yaklaşımın bilimsel olarak hatalı olduğunu ifade etti.

Şık, çocukların metabolik yapıları, gelişim süreçleri ve organ sistemleri nedeniyle toksik kimyasallara çok daha açık olduğunu vurguladı. Özellikle bağışıklık sistemi, sinir sistemi ve beyin gelişiminin sürdüğü erken yaşlarda maruziyetin kalıcı sonuçlar yaratabildiğini söyledi:

Anne karnından başlayarak bebeklik, okul öncesi dönem ve ergenliğe kadar geçen süreç toksik maruziyet açısından en kritik dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan etkiler ilerleyen yaşlarda öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, davranış bozuklukları ve çeşitli sağlık sorunları olarak karşımıza çıkabilir. Çocuk sağlığını yalnızca tedavi edici hizmetlerle koruyamayız, önleyici halk sağlığı politikalarına ihtiyaç var. Çevresel risklerin azaltılması da çocuk haklarının temel bir parçasıdır.

Anne karnından başlayarak bebeklik, okul öncesi dönem ve ergenliğe kadar geçen süreç toksik maruziyet açısından en kritik dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan etkiler ilerleyen yaşlarda öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, davranış bozuklukları ve çeşitli sağlık sorunları olarak karşımıza çıkabilir. Çocuk sağlığını yalnızca tedavi edici hizmetlerle koruyamayız, önleyici halk sağlığı politikalarına ihtiyaç var. Çevresel risklerin azaltılması da çocuk haklarının temel bir parçasıdır.

“Kurşunun zararsız olduğu bir doz yok”

Özellikle kurşun maruziyetine odaklanan Şık, kurşunun etkileri en iyi bilinen nörotoksik maddelerden biri olduğunu söyledi. Kurşunun düşük düzeylerde dahi çocuk gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini belirtti:

Dünya Sağlık Örgütü diyor ki kurşunun zararsız olduğu bir doz yok. Kamu sağlığı önlemi olarak ne kadar aşağıya düşürürseniz o kadar iyi.

Dünya Sağlık Örgütü diyor ki kurşunun zararsız olduğu bir doz yok. Kamu sağlığı önlemi olarak ne kadar aşağıya düşürürseniz o kadar iyi.

Şık’a göre kurşun maruziyetini azaltmaya yönelik politikalar, arsenik ve kadmiyum gibi diğer toksik maddelerin etkisini azaltma açısından da önemli bir başlangıç noktası olabilir.

Eğitim adaleti ve okul yemeği

Sevgi Artuç, çocukların sağlıklı gelişimi ile eğitim hakkı arasındaki doğrudan bağa dikkat çekti. Çocukların eğitim süreçlerinin sınıf içindeki pedagojik koşulların yanı sıra beslenme, barınma ve genel yaşam koşullarıyla da şekillendiğini belirten Artuç, yoksulluk, açlık ve beslenme güvencesizliğinin öğrenme süreçlerini doğrudan etkilediğini söyledi.

Artuç, özellikle derinleşen ekonomik........

© Bianet