menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Türkiye'de uluslararası kaynaklara erişebilen örgüt sayısı az, ulaşabilenler ise hedef gösteriliyor"

67 0
07.10.2026

Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin finansal sürdürülebilirliğini mevzuat, insan kaynağı, yardım toplama süreçleri ve fonlara erişimde yaşanan sorunlar doğrudan etkiliyor. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) Finansal Güçlenme Programı kapsamında hazırlanan “Finansal Güçlenme Programından Öğrendiklerimiz: Yapısal Zorluklar ve Çıkış Arayışları” raporu, örgütlerin bu alandaki deneyimlerini ve karşılaştıkları yapısal sorunları ortaya koyuyor.

Raporda incelenen 109 örgütün 90’ının yazılı bir kaynak geliştirme stratejisi bulunmuyor. Son üç yılda yardım toplama iznine başvuran 18 örgütün 12’si ise ret, yanıtsız bırakılma ya da sürecin askıya alınması gibi sorunlarla karşılaştı.

Programı Betül Selcen Özer ile birlikte yürüten ve raporun hazırlanmasına katkı sunan Selin Berghan, “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında tutuklu bulunduğu için söyleşiye katılamadı. Berghan’ın programın tasarımından örgütlerle yürütülen çalışmalara ve raporun ortaya çıkışına kadar sürece önemli katkı sunduğunu belirten STGM, emeğinin çalışmanın önemli bir parçası olduğunu vurguladı.

bianet’in raporun bulgularına ilişkin sorularını STGM’den Murat Özçelebi ve Betül Selcen Özer yanıtladı.

Selin Berghan: Çocuk haklarını en iyi bilenlerden biri LGBTİ hareketidir

Tutuklanan Selin Berghan’dan mesaj: Onur nişanesi olarak taşıyorum

"Örgütler krizlere karşı kendi içinde tampon mekanizmaları yaratmış durumda"

Raporda sivil toplum örgütlerinin ayakta kalma biçimini “sessiz dayanıklılık” olarak tanımlıyorsunuz. Gönüllü emek ve kişisel kaynaklara dayanan bu model sürdürülebilir mi?

Şimdi sorunuzun yanıtı için öncelikle söylememiz gereken şey, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin gerçekten çok güçlü bir ayakta kalma becerisinin olduğu. Örgütler, sınırlı kaynaklarla, zor koşullarda ve uzun süre faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Raporda bunu çok net gördük. Ama bu sürekliliğin nasıl sağlandığına yakından baktığımızda tablo biraz değişiyor.

Sessiz dayanıklılık derken, örgütlerin sahip oldukları sınırlı kaynakları insanların emeği, zamanı ve kimi zaman kişisel kaynaklarıyla tamamlayarak ayakta kalmasını tarif ediyoruz. “Sessiz” diyoruz çünkü örgütün devamlılığını sağlayan bu emeğin gerçek karşılığı çoğu zaman bütçede görünmüyor, faaliyet raporuna girmiyor, dışarıdan bakıldığında da fark edilmiyor. Bir çalışanın aylarca daha düşük ücretle devam etmesi, yöneticinin kendi cebinden bir gideri karşılaması, gönüllünün profesyonel emek gerektiren bir işi üstlenmesi ya da bir proje bittiğinde ekibin yeni bir kaynak bulunana kadar kurumu taşımaya devam etmesi gibi. Bütün bunlar örgütün yoluna devam etmesini sağlıyor ama bu sürekliliğin aslında ne kadar büyük bir emeğe dayandığını da görünmez kılıyor.

Raporu yazarken gördüğümüz şey tam olarak bu aslında. Pek çok örgüt krizlere karşı kendi içinde birtakım tampon mekanizmaları yaratmış durumda. Ama bunlar her zaman nakit rezervi, gelir çeşitliliği, güçlü insan kaynağı ya da kurumsal sistemler şeklinde değil. Çoğunlukla insanların özverisi, kişisel ilişkiler ve geçici çözümler üzerinden oluşuyor.

Bizim için asıl mesele, örgütlerin bu sessiz dayanıklılığını dönüştürebilmek. Yani insanların sürekli daha fazla yük üstlenmesiyle ayakta kalan yapılardan, gelirini çeşitlendirebilen, bilgisini kurumda tutabilen, güçlü karar alma mekanizmaları olan, ilişkilerini yönetebilen ve değişen koşullara uyum sağlayabilen yapılara geçebilmek.

Kaynak geliştirmede deneyim paylaşımı: Örgütler ne denedi, ne öğrendi?

"Türkiye'de bir örgüt kurmak ve bunu ayakta tutmak çok zor"

Rapor, örgütlerin kendi topluluklarından kaynak yaratmakta zorlandığını gösteriyor. Bu durumda fon bağımlılığını ne ölçüde örgütlerin tercihi olarak değerlendirebiliriz?

En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyecek olursak, Türkiye’de bir örgüt kurmak ve bu örgütü ayakta tutmak çok zor. Finansal kaynaklara erişim ülkemizde STÖ’lerin kurumsal sürdürülebilirliğini etkileyen en temel faktörlerden biri. Ancak kaynak kısıtlılığı STÖ’lerin kapasitelerini ve faaliyetlerini olumsuz etkiliyor.

Türkiye’de ortalama bir sivil toplum örgütünün kaynak yaratmak için kullanabileceği araçlara baktığımızda seçeneklerin aslında çok geniş olmadığını görüyoruz: üyelik aidatları, bağışlar, yardım toplama, iktisadi işletme gelirleri, kamu destekleri ve hibe programları. Ancak bunların her birinin kendi sınırları var. Aidatlar birçok örgüt için oldukça sınırlı bir gelir kaynağı. Bağış ve yardım toplama konusunda mevzuat başlı başına bir engel, İktisadi işletme kurmak farklı bir kapasite ve yaklaşım gerektiriyor. Kamu kaynaklarına erişim hem sınırlı hem de her örgüt açısından aynı ölçüde mümkün değil.

Hibe programları, özellikle de uluslararası fonlar, böyle bir ortamda belirli bir dönem sivil toplum için önemli bir çıkış alanı yarattı. AB sürecinin de etkisiyle, özellikle hak temelli ve kaynak yaratması........

© Bianet