menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ziad Rahbani: Bir projem olması umurumda değil, önemli olan bir tavrımın olması

51 0
22.08.2026

25 Temmuz 2025’te Georges İbrahim Abdallah, Fransa’nın Lannemezan Cezaevi’nde geçirdiği kırk yılın ardından Lübnan’a döndü ve kuzeydeki köyü Kobayat’ta kahraman gibi karşılandı. Ertesi sabah Beyrut’un Hamra semtindeki Khoury Hastanesi’nde Ziad Rahbani’nin kalbi durdu. Lübnan’daki sosyalist hareket iki gün içinde sevinçten yasa geçti.[1]

Ziad altmış dokuz yaşındaydı. Ölüm nedeni konusunda kaynaklar ayrışıyor. Hastane uzun bir hastalığın ardından kalbinin durduğunu açıkladı. Kültür Bakanı Ghassan Salamé, Ziad’ın karaciğer nakline ihtiyacı olduğunu ama ameliyat olmayı reddettiğini söyledi. Ajans haberleri ölümü karaciğer yetmezliğine bağladı.[2]

Ziad’ın geride bıraktıkları tek bir başlığa sığmıyor. Fairuz’un repertuvarının önemli bir bölümünü besteledi ve cazı Arap müziğinin içine yerleştirdi. Savaş Beyrut’unda tiyatro sahneledi, radyo programları yaptı, gazetelerde köşe yazdı. Bu işlerin hepsini birbirine bağlayan şey siyasi tutumuydu. Lübnan Komünist Partisi (LKP) üyesiydi, ülkenin mezhep sistemini ömrü boyunca hedef aldı ve Filistin meselesini gündeminden hiç düşürmedi.

Yazdıkları Lübnan sınırlarının dışına da taştı. Mısır’da bir ayrılığın ardından birbiriyle dalga geçen arkadaşlar hâlâ Aycheh Wahda Balak’ı (Sensiz Tek Başına Yaşıyor) söylüyor; şarkı, terk edildiği hâlde aşkından söz etmeyi bırakmayan birine “bütün kasaba sana gülüyor” diyor. Filistinli bir genç, kendisine kur yapan birinin davranışını tarif etmek için 1978 tarihli Bennesbeh Labokra Chou? (Yarına Gelince, Ne Olacak?) oyunundan tek bir cümle alıntılıyor: “Süreyya, oğlun zeki ama eşeğin teki.”[3]

Rahbani hanesinde büyümek

Ziad Rahbani 1 Ocak 1956’da Beyrut’un kuzeyindeki sahil kasabası Antelias’ta doğdu. Annesi Nuhad Haddad, yani Fairuz, o yıllarda Arap dünyasının en tanınmış sesi olma yolundaydı. Babası Assi Rahbani ve amcası Mansur ise “Rahbani Kardeşler” adıyla onun repertuvarını yazıyor, klasik Arap müziğini Lübnan dağ köylerinin folkloruyla ve Batı orkestrasyonuyla birleştiren bir dil kuruyordu.

Bu dilin arkasında pastoral, uyumlu ve mezhepler üstü bir Lübnan tahayyülü vardı. Taş kemerlerin ve gurbetten dönenlerin ülkesiydi bu. Beyrut’a “Ortadoğu’nun Paris’i” dendiği, sonradan “altın çağ” diye anılacak yılların fon müziğini Rahbani kardeşler Fairuz’la birlikte kurdular.[4] Baalbek Festivali bu müziğin sahnesiydi. Aynı festivalde Ella Fitzgerald, Nina Simone ve Miles Davis de çalmıştı.[5]

Ülkenin kendisi ise o tahayyüle uymuyordu. Ziad’ın doğduğu yıl, 1956 Süveyş saldırısının ardından Sünnilerle Marunîler Nasır’a destek meselesinde karşı karşıya geldi. İki yıl sonra ABD askerî müdahalede bulundu. Ziad yalnızca Fairuz ile Assi’nin değil, bu siyasi karmaşanın da içine doğdu.[6]

Antelias’taki ev iki dünyanın kesiştiği yerdi. Amcası Elias Rahbani de besteciydi, teyzesi Huda Haddad şarkıcıydı, kuzenleri Ghassan, Jad, Oussama, Ghady ve Marwan da müzikle uğraştı.[7] Aynı ev ülkenin entelektüel ve siyasi çevresinin uğrak yeriydi. Ziad provalara girip çıktı, çocukken Muhammed Abdülvehhab gibi isimlerle tanıştı, Fairuz’un Filistin’e adanmış albümlerini hazırlayan Filistinli yapımcı Sabri Şerif’i orada gördü.[8] Müziği kendi kendine öğrendi ve asıl enstrümanı hep piyano oldu.[9]

“Sadiqi Allah”: On dört yaşında bir şair

Ziad’ın ilk bestesi, on dört yaşında kız kardeşi Layal ve kuzenleriyle oynarken yazdığı bir dörtlükten çıktı: “Ne çok insan vardı, köşe başında birilerini bekleyen. Yağmur yağardı, şemsiyelerini açarlardı ama en açık günlerde bile beni kimse beklemedi.” Melodiyi besteleyip kaydetti ama sözlerin gerisini getiremedi. Kaydı dinleyen babası Assi, “Bu parçayı bana 250 liraya versene,” dedi. Ziad ilk bestesini babasına sattı ve Fairuz şarkıyı 1973’te söyledi.[10]

Aynı dönemde tek şiir kitabı olan Sadiqi Allah’ı (Arkadaşım Allah) yazdı. Al Majalla’da Samer Abou Hawwach, kitaptaki şiirlerin savaştan yıllar önce yazılmasına rağmen savaşı, yıkımı ve yerinden edilmeyi önceden gördüğünü yazıyor ve şu satırları aktarıyor:

“Ve birden uzaklık patladı. Evimiz sarsıldı. Yağmur korktu ve pencerelerden döküldü. Babam bakmak için pencereye koştu. Ben kırılmış resme koştum ve gözlerim ‘Ne?’ dedi. ‘Savaş’ kelimesini duydum ve sordum: ‘Savaş nedir?’ Dışarıda bağırtılar yükseldi.”[11]

Aynı yıllarda evden ayrıldı. Anne babasının kavgaları ve Assi’nin kıskançlığı üzerine büyüyen gerginlik, on dört yaşındaki çocuğun evden çıkmasının sebeplerinden biriydi.[12] Evden ayrılmak onu babasının orkestrasında çalan şarkıcı Joseph Sakr’a yaklaştırdı. İkisi 1997’de Sakr’ın ölümüne kadar sürecek bir ortaklık kurdu.[13]

1972’de Assi Rahbani beyin kanaması geçirdi. On altı yaşındaki Ziad devreye girdi. Amcası Mansur’un, Assi’nin zorunlu yokluğu üzerine yazdığı sözleri besteleme işi ona verildi. Saalouni el-Nas (İnsanlar Bana Sordu) böyle çıktı ve Fairuz repertuvarının klasiklerinden biri oldu.[14]

1973’te Bkennaya Tiyatrosu’ndaki bir grup genç, Rahbani Kardeşler’in oyunlarını yeniden sahnelemek yerine özgün bir metin istedi ve Ziad’a başvurdu. Sahriyye (Gece Sohbeti) böyle çıktı. Bir köy kahvesinde geçen, kahveci ile kızının talibinin sesleriyle yarıştığı, biçimsel olarak hâlâ babasının okuluna bağlı bir müzikli oyundu.[15]

*Jayy Ma’a el-Sha'ab el-Maskeen (Yoksul Halkla Birlikte Geliyorum)

Bir yıl sonra gelen Nazl el-Sourour (Mutluluk Oteli, 1974) ise Ziad’ın kendi yolunu açtığı iş oldu. Eşi tarafından evden atılmış, kumara batmış bir adamın sığındığı otel, silahlı bir grup tarafından basılır ve içerdekiler rehin alınır. Oyunun sahnelenmesinden bir yıl sonra iç savaş patladı ve ülkenin tamamı aynı durumda kaldı.[16]

Ziad, Rahbani Kardeşler’in şarkı sözlerinde kullandığı edebî Arapçanın yerine Beyrut sokağının gündelik konuşma dilini koydu. Köy pastoralinin yerini kirasını ödeyemeyen insanlar aldı. Oyunu yazdığında on sekiz yaşındaydı.

Lübnan İç Savaşı: Tel el-Zaatar’dan Hamra’ya

Savaş 1975’te başladığında ailenin evi, sağcı Hristiyan partilerin denetimindeki Doğu Beyrut’taydı. Ziad ters yöne gitti.

Siyasi uyanışını 1976’daki Tel el-Zaatar kuşatmasına ve katliamına bağlıyordu. Doğu Beyrut’un içinde kalmış bu Filistin mülteci kampı, Kataib (Falanjistler), Sedir Muhafızları ve Camille Chamoun’un Ulusal Liberal Parti’ye bağlı Kaplanlar milisleri tarafından kuşatıldı. Suriye ordusu da bu kuşatmaya destek verdi. Yaklaşık 1.500 Filistinli öldürüldü. Ziad olayları aile evinin çatısından izledi ve kırk yıl sonra, 2012’de Ghassan Ben Jeddo’ya verdiği televizyon söyleşisinde o günleri anlattı.[17]

Gazeteci As’ad AbuKhalil’in aktardığına göre Ziad, Suriye istihbaratının başındaki ismin Falanjist yöneticilerle ailesinin evinde yaptığı görüşmelere de tanık olmuş, bu toplantıları gizlice kaydedip Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) aktarmıştı. AbuKhalil, Ziad’ın ilk siyasi faaliyetinin LKP’yle değil, FHKC ve onun Lübnan’daki kardeş örgütü Arap Sosyalist Eylem Partisi’yle olduğunu, Cephe için yıllarca gönüllü olarak ve adını koymadan şarkı bestelediğini yazıyor.[18]

Tel el-Zaatar’dan sonra Doğu Beyrut’taki aile evini bıraktı ve Batı Beyrut’a, Hamra’ya yerleşti.[19] Hamra üniversitelerin, yayınevlerinin, plakçıların, barların ve her mezhepten sosyalistin bir arada olduğu, çok cemaatli ve kozmopolit bir bölgeydi. Filistinli örgütlerin de merkeziydi.[20] Ziad ömrünün kalanını orada geçirdi.

Bu tercih, ailesinden ayrıştığı en görünür noktalardan biriydi. Fairuz, taraf tutuyor görünmemek için savaş boyunca Lübnan’da sahneye çıkmayı reddetti. Oğlu tam tersini yaptı ve savaş boyunca Beyrut’ta çaldı.[21]

1977’de Philips etiketiyle çıkan Bil Afrah (Düğünler İçin) albümünde, Lübnan’ın önde gelen müzisyenlerini bir araya getirip Arap müziğinin en bilinen aşk şarkılarının enstrümantal yorumlarını kaydetti.[22]

Abu Ali ve “Doğu cazı”

Ziad 1976’dan itibaren Hamra’daki Chico Records’un müdavimiydi. Dükkânın sahibi Diran “Chico” Mardirian’la birlikte iki sonuca vardılar. Lübnan’a özgü bir caz sesi mümkündü ve bunu taşıyacak bir yapı gerekiyordu. 1978’de ZIDA Records’u kurdular. Chico yapımcı, Ziad besteciydi. Kadroya sosyalist şarkıcı Khaled el-Haber, saksofoncu Toufic Farroukh ve gitarist Issam Hajj Ali gibi isimler katıldı.[23]

1979 başında, Beyrut’ta kayıt yapacak altyapı ve güvenlik kalmadığı için ekip Atina’ya gitti. Orada kaydedilen Abu Ali, Ziad’ın caz başyapıtı sayılır. On üç dakikalık, tam orkestrasyonlu, Siyah Amerikan soul ve funk geleneğinden beslenen bir enstrümantaldi. Joseph Sakr, “Waynak ya Abu Ali?” (Neredesin Abu Ali?) cümlesini söylemek için Atina’ya kadar uçtu. Prodüksiyonun maliyeti öylesine büyüdü ki Chico’nun eşi birikmiş parasıyla Atina’ya uçup kaydı kurtarmak zorunda kaldı.[24]

Ziad bu sese “Doğu cazı” dedi ve ne demek istediğini şöyle açıkladı: “Charlie Parker, Stan Getz, Dizzy Gillespie gibi bestecilerin müziğine hayranım. Ama benim müziğim Batılı değil, Lübnanlı. Sadece ifade biçimi farklı.”[25] Teknik olarak yaptığı şey, Batı caz armonisiyle Arap müziğinin çeyrek seslerini aynı düzenlemede buluşturmaktı. Sonrasında flamenko, tango ve funk da bu karışıma girdi.[26]

Aynı dönemde Bennesbeh Labokra Chou? (Yarına Gelince, Ne Olacak?, 1978) sahnelendi. Hamra’daki bir barda geçen oyun, ZIDA Records’un Abu Ali ile aynı dönemde yayımladığı albümle birlikte Ziad’ın en olgun işi sayılır. Toplum eleştirmeni, oyun yazarı, şarkı sözü yazarı ve caz bestecisi Ziad’ların hepsi ilk kez aynı metinde bir araya gelir.[27]

1979’da Wahdon (Kendi Başlarına) albümüyle Ziad annesini de caza dahil etti. Bennesbeh’in müziklerinde Joseph Sakr’ın söylediği el-Bosta’yı (Otobüs) yeniden düzenledi. Bir dağ köyünden diğerine giden otobüsteki insanları ve Aliya’nın gözlerini anlatan bu şarkıyı Fairuz, bakır üflemelilerin baştan sona eşlik ettiği funk düzenlemesiyle söyledi. Arap dünyası Fairuz’u ilk kez böyle duydu. Ziad o sırada yirmi iki yaşındaydı.[28]

Filistin: Kanafani, FHKC ve imzasız şarkılar

Ziad’ın Filistin tutumu bir dayanışma açıklaması meselesi değildi, doğrudan üretim meselesiydi. 1982’de Iraklı yönetmen Kasım Havval’ın, Gassan Kanafani’nin Hayfa’ya Dönüş hikâyesinden uyarladığı filmin müziklerini yaptı. Kanafani, FHKC sözcüsüyken 1972’de Beyrut’ta Mossad tarafından öldürülmüştü. İlk uzun metrajlı Filistin kurmaca filmi sayılan yapım, Filistin Film Birimi ve FHKC çevresinin katkısıyla Trablusşam ve çevresinde çekildi ve Doğu Almanya’dan da destek aldı.[29]

Aynı yılın yazında İsrail Lübnan’ı işgal etti, Batı........

© Bianet