Üretici güçlerden imha makinesine: Palantir ve emperyalist hegemonya
Son yıllarda küresel siyaset ve teknoloji tartışmalarının merkezinde yer alan Palantir, teknoloji şirketlerinin devletle kurduğu ilişkilerde yeni ve tehlikeli bir evreyi temsil ediyor. Geçmişte kendilerini devletler üstü, tarafsız veya dünyayı daha bağlantılı hâle getirmeye çalışan “sivil yapılar” olarak tanımlayan teknoloji tekelleri, Palantir örneğinde görüldüğü üzere artık bu illüzyonu tamamen bir kenara bırakmış durumda. Bugün şirket, tarafsız ürünler geliştirdiğini iddia etmek yerine “Batı”nın askeri üstünlüğünü perçinlemeyi ve açıkça dünyaya “tahakküm etmeyi” ana misyonu olarak benimsiyor. Palantir’in öncülük ettiği bu yeni dönem; devlet, mühendislik ve sermayenin otoriter bir milliyetçilik etrafında yeniden kaynaştığı, teknoloji şirketlerinin sadece bir yazılım tedarikçisi olmanın ötesine geçerek devletin şiddet uygulama yetkisine doğrudan ortak olduğu bir baskı altyapısı inşa ettiğini gösteriyor.[1]
Yapay Zekânın Politik İnşası
Üstelik bu yeni gerçeklik gizli bir ajanda da değil, Palantir’in paylaştığı, şirketin CEO’su Alexander C. Karp ve yöneticilerinden Nicholas W. Zamiska tarafından kaleme alınan Teknoloji Cumhuriyeti kitabından derlenen 22 maddelik X (Twitter) gönderisi, söz konusu otoriter dönüşümün açık bir siyasi beyannamesi olarak karşımıza çıkıyor:
Because we get asked a lot.The Technological Republic, in brief.1. Silicon Valley owes a moral debt to the country that made its rise possible. The engineering elite of Silicon Valley has an affirmative obligation to participate in the defense of the nation.2. We must rebel…— Palantir (@PalantirTech) April 18, 2026
Because we get asked a lot.The Technological Republic, in brief.1. Silicon Valley owes a moral debt to the country that made its rise possible. The engineering elite of Silicon Valley has an affirmative obligation to participate in the defense of the nation.2. We must rebel…
Manifestonun bütününe hâkim olan bu “vizyon”, yapay zekâyı doğrudan bir imha mekanizmasına dönüştürüyor. Palantir teknolojik “verimlilik” ve “optimizasyon” mantığını, savaş alanlarında hedefleri tespit ve yok etme sürecine uyarlıyor. Emperyalist şiddeti meşrulaştıran ve teknolojiyi otoriter bir tahakküm aracına çeviren 22 maddelik bu manifestoyu ve arka planında yatan politik hedefleri bizim yorumumuzla şu şekilde sıralayabiliriz:
(1) Silikon Vadisi’nin “ahlaki borcu”
Palantir: Silikon Vadisi mühendislerinin, yükselişlerini borçlu oldukları ülkelerinin savunmasına katılma konusunda ahlaki bir zorunluluğu vardır.
>> Silikon Vadisi’nin bugünkü gücüne devlet sayesinde ulaştığını öne sürüp karşılığında açık bir askeri itaat talep ediliyor. Oysa internetin ve bilgisayar teknolojilerinin ilk dönem araştırma süreçleri tamamen kamusal kaynaklarla finanse edildi. Teknoloji şirketlerinin Pentagon’a değil, sömürdükleri, hayatlarına sızdıkları tüm insanlara karşı “borçları” var.
(2) Uygulamaların tiranlığına isyan
Palantir: Akıllı telefonlar gibi uygulamalar hayatımızı değiştirse de artık yaratıcılığımızı ve ufkumuzu kısıtlayan bir tiranlığa dönüşmüştür ve buna isyan etmeliyiz.
>> Tüketici teknolojilerinin (örneğin akıllı telefonların) yaratıcılığı körelttiği eleştirisi kulağa haklı gelse de sahte bir ikilem yaratılıyor. İnsanları “uygulamaların tiranlığından” kurtarmanın yolu, onları yapay zekâ destekli savaş makinelerinin ve sınır dışı operasyonlarının gözetim tiranlığına teslim etmek değil.
(3) “Ücretsiz e-posta yetmez” argümanı
Palantir: Bir kültürün veya yönetici sınıfın çöküşü ancak halka ekonomik büyüme ve güvenlik sağlanırsa affedilir; yalnızca ücretsiz hizmetler sunmak yeterli değildir.
>> Metindeki “ekonomik büyüme ve güvenlik” vurgusu, aslında devasa kamu ihalelerinin ve savunma bütçelerinin teknoloji şirketlerine aktarılmasını meşrulaştıran bir örtmece. Gerçek güvenlik, toplumların militarize edilmiş yazılımlarla fişlenmesi değil, ekonomik adalet ve temel hakların güvence altına alınmasıdır.
(4) “Sert gücün” yazılımla inşası
Palantir: Özgür ve demokratik toplumların ayakta kalabilmesi için yumuşak gücün ve retoriğin ötesine geçilerek, bu yüzyılda yazılım üzerine inşa edilecek “sert güce” ihtiyaç vardır.
>> Bu madde, emperyalist zorbalığın yeni yüzyılda yazılımlar üzerinden nasıl yeniden üretildiğinin açık bir itirafı. Siyasi müzakereleri ve uluslararası sözleşmeleri bütünüyle işlevsiz ilan ederek, tüm dünyayı hizaya getirecek teknolojik bir şiddet tekeli tek çözüm olarak öne sürülüyor. Asıl hedef, uzlaşma zeminlerini ortadan kaldırıp yerine doğrudan emperyalist tahakkümü yerleştirmek.
(5) Yapay zekâ silahlarının “kaçınılmazlık” yalanı
Palantir: Yapay zekâ silahlarının üretilmesi kaçınılmazdır ve düşmanlarımız bu konuda ahlaki tartışmalarla vakit kaybetmeyeceği için bu silahları onlardan önce bizim üretmemiz gerekir.
>> Otonom ölüm makinelerinin inşası ahlaki ve politik bir tercih olmaktan çıkarılıp, müdahale edilemez “kaçınılmaz” bir mühendislik sürecine indirgeniyor. Dışarıdaki “düşmanların” bu silahları zaten üreteceği argümanı, içerideki her türlü demokratik denetimi ve itirazı “teatral tartışmalar” diyerek aşağılamanın klasik bir kılıfı. “Biz yapmazsak kötü adamlar yapacak” bahanesine sığınılarak teknoloji şirketlerinin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan silah üretmesi meşrulaştırılıyor. Oysa hesap verebilirliğin bütünüyle yok edildiği bir ortamda, silahı kimin ürettiği veya hangi “ulusal güvenlik” yalanıyla savunduğu, hedef alınanlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.
(6) Evrensel askerlik hizmeti
Palantir: Yeni bir savaşa ancak toplumdaki herkesin risk ve maliyeti eşit şekilde paylaştığı zorunlu ve evrensel bir askerlik hizmetiyle girilmelidir.
>> Palantir gibi teknoloji tekelleri savaşın riskinden tamamen uzak durup kârlarını katlarken, toplumun geri kalanını zorunlu olarak savaşa sürüklemeyi teklif etmek açık bir manipülasyon. Buradaki amaç, toplumu askerileştirerek yepyeni savaş teknolojilerine bir meşruiyet kazandırmak.
(7) Siyaseti tartış, ama silahı teslim et
Palantir: Yurtdışındaki askeri operasyonların doğruluğu tartışılabilecek olsa da, cepheye gönderdiğimiz askerlere en iyi silah ve yazılımları sağlama konusunda asla tereddüt edilmemelidir.
>> Bu maddede “cephedeki askeri desteklemek” bahanesinin arkasına saklanılarak topluma açık bir duygusal şantaj yapılıyor. Hedef belirleyen, katliamları otomatize eden ve kitleleri fişleyen devasa yapay zekâ sistemlerini sıradan bir “piyade tüfeğiyle” bir tutarak, ürettikleri teknolojinin kitlesel imha kapasitesini gizliyorlar. Bir yandan emperyalist savaşların politik haklılığının “tartışılabileceği” yanılsamasını yaratırken, diğer yandan o savaşları mümkün kılan teknoloji şirketleri her türlü sorumluluktan muaf tutuluyor. İşgallere ve ölümlerine dijital altyapı sağlayan bir şirketin “biz siyaset yapmıyoruz, sadece askere iyi bir yazılım verdik” diyerek sonuçlardan sıyrılması gibi bir ihtimal söz konusu değil.
(8) Kamu çalışanlarına yönelik eleştiri
Palantir: Kamu çalışanlarına verilen düşük maaşlarla hiçbir özel işletme hayatta kalamayacağından, devlet memurlarını gereğinden fazla yüceltmemeliyiz.
>> Kamu çalışanlarının düşük ücret aldığı tespiti doğru olsa da bu durum kamu hizmetlerini iyileştirmek için kullanılmıyor. Hedef, sağlık, eğitim ve güvenlik gibi temel kamu hizmetlerinin Palantir benzeri devasa bütçeli özel şirketlere devredilmesini meşrulaştırmak.
(9 & 10) Siyasetin psikolojikleştirilmesi ve “müsamaha” talebi
Palantir: Kamuoyuna mal olmuş kişilerin karmaşık yapılarına karşı daha bağışlayıcı olunmalı ve insanların kendi psikolojik ihtiyaçlarını siyaset arenasında tatmin etme çabasından vazgeçilmelidir.
>> Emperyalist saldırılara karşı çıkanların veya ezilen grupların sisteme yönelik haklı itirazları, basit bir “psikolojik tatmin” sorunuymuş gibi küçümseniyor. Silah üreticisi tekellerin işledikleri suçlar veya aldıkları kararlar için toplumdan sürekli........
