menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tayip Temel: Kürtler, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edebilecek bir halk

11 1
02.02.2026

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, SDG–Şam anlaşmasını, çözüm süreci içinde Kürtlerin yaşadığı duygu kırılmasını ve yasal düzenleme noktasında geçiş aşamasında olan Meclis komisyonunun rolünü bianet'e değerlendirdi.

İktidar kanadından yapılan "DEM Parti, Öcalan’ın iradesini tanımıyor" yorumlarına dair konuşan Tayip Temel, "Kürtler, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemeyecek bir halk değildir. İki yüz yıllık inkâr, elli yıllık çatışma, sayısız müzakere, ateşkes ve çözüm girişimi yaşamış bir halktan söz ediyoruz. Bu halkın feraseti de hafızası da tecrübesi de vardır. Kimsenin Kürtlere 'doğru gelecek' vaazı verme yetkisi yoktur, olmamalıdır da" yanıtını verdi.

Kürtlerin yaşadığı 'duygu kırılması'na da değinen Temel, "'Kürtler duygusal kopuş yaşamıyorsa sorun yoktur, yaşıyorsa da bu irrasyoneldir' deniyor. Oysa gerçek şudur: Kürtlerde bir duygu kırılması vardır. Bu sosyolojiyi görmemek, onun var olmadığı anlamına gelmez" dedi.

Rojava’ya yönelik saldırıların şiddetlendiği son 15 gün boyunca hem Suriye sınırlarında hem de dünyanın pek çok ülkesinde eylemler düzenlendi. Uluslararası alanda yükselen bu dayanışma Kürtler açısından ne ifade ediyor?

Dayanışma ve direniş Kürtler için her şeydir. Yüzyıllardır varlık ve yokluk alanıdır. Bu anlamda farklı kıtalarda, yüzlerce farklı mekânda milyonlarca insanın ses etmesi çok kıymetlidir. Toplumsal vicdanın hala diri olduğuna da kanıttır. Yine halkların vicdanının sınır tanımadığını, savaşın değil ortak yaşamın meşru zemin olduğunu gösterdi.

SDG ile Şam yönetimi arasında varılan anlaşmayı Suriye’nin geleceği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin Şam üzerindeki etkisi ve geçici hükümetin yönetim pratiğinde Ankara’nın rolüne ilişkin tartışmalar var. Sizce Suriye yeniden inşa sürecinde nasıl bir yol izlemeli; Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonunu nasıl yorumlarsınız?

Yapılan anlaşma elbette olumludur. En başta, insanların yaşamını yitirmemesinden daha değerli bir şey olamaz. İkincisi, Suriye’nin bütünlüğü için tarihi bir fırsatın somutluk kazanmasıdır. Suriye tarihinde belki de ilk defa Kürtlerin hukuk içine alınacak olması, inanıyorum ki en başta Suriye olmak üzere, herkes için kazançtır.

Fakat müsaadenizle bir şeye de dikkat çekmek istiyorum: Anlaşmanın kalıcı olabilmesi için Kürtlerin eşit yurttaşlık, yerel demokrasi, kültürel haklar ve güvenlik güvenceleri somut biçimde güvence altına alınmalıdır; aksi halde anlaşma kâğıt üzerinde kalır. Bu da herkesin isteyeceği son şeydir.

Doğru, ahlaki olan bir şeye destek olmak, onu büyütmek siyaseten en doğru tutumdur. Aksi her durum, daha büyük sorunlara yol açtı, tarihten bunun örneklerini görüyoruz.
Hatırlanacak olursa, Türkiye 2024’te özellikle bölgesel jeopolitiğe dikkat çekerek iç barışın olması gerektiğini anlattı. İşte o ifade edilen an, bugünlerde yaşanan andır. Kuzey Doğu Suriye’deki yönetim, her zaman diyalog çağrısı yaptı. Tükiye’ye, "çözümü Şam’da arıyoruz ama sizinle de her daim sorunsuz komşuluk istiyoruz" dediler. Daha sayacağımız onlarca reel gerçeklikten ötürü Türkiye’nin bu anlaşmayı desteklemesi, hayata geçmesi için çaba sahibi olmalıdır. Suriye’deki Kürtlerin de beklentisi budur.

Meclis’te kurulan çözüm komisyonu ortak rapor yazım aşamasına gelmiş durumda; önümüzdeki süreçte yasal düzenlemelere geçilmesi bekleniyor. Dinleme sürecinde farklı görüşlerin zaman zaman gerilimlere yol açtığı görüldü. Yasal düzenleme aşamasının bu anlamda daha zorlu geçmesi bekleniyor. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için masada, ortak paydada buluşmanın yolları neler?

Meclis komisyonuna dair üç temel noktayı tekrar tekrar hatırlamakta fayda var. Öncelikle Meclis’te komisyon kurulması tarihi önemde ve değerdedir. Bunu teslim edelim. İkincisi Komisyon’a gerçekçi yaklaşmak gerekir. Yani Komisyon, Kürt meselesinden kaynaklı sorunların tamamının çözümünü gerçekleştiremez. Bu gerçekçi değildir. Komisyondan beklentiyi realize etmemiz gerekir. Üçüncüsü bu gerçeklik üzerinden komisyonun en geniş mutabakatı sağlayarak hareket etmesi gerekir. Komisyon bunu sağlayabilirse hem yasal düzenlemelerin belirlenmesi zemini artar hem de TBMM Genel Kurulunun hızlıca yasal düzenleme yapmasının imkânı doğar.

Komisyon, çerçeve yasayı tanımlayabilir, toplumsal bütünleşme ve özgürlük yasalarına dair bir perspektif ve önerileri Genel Kurul’a taşıyabilirse tarihi önemdeki rolünü, tarihi bir adımla taçlandırmış olacaktır. Dolayısıyla sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için komisyonun söz konusu adımların atılmasıyla ilgili TBMM Genel Kurulu harekete geçirecek öneriler geliştirmesi........

© Bianet