“İlerleme fikrine olan güvenimizi yitirdik”
Metinlerini okuyanlar ve yorumlarına aşina olanlar, Zygmunt Bauman’ın ömrünün sonuna dek kalıplara ve birbiriyle iletişimsiz sosyal bilim anlayışına karşı çıktığını kolaylıkla fark edecektir. Eleştiriyi, kuşkuyu ve birörnekliğe direnişi, hem yaşamında hem de sosyolojik söyleminde öne çıkaran Bauman’ın esas amacı, insanın özgürleşmesine yardımcı olabilmekti. Bu çabası onu yalnızca sosyolojik değil, sosyal bilimlerin tamamıyla ilgili çalışmalar yapmaya yönlendirdi. Daha doğrusu, birbiriyle ilişki hâlinde olması gerektiğini düşündüğü bir sosyal bilimler anlayışıyla hareket etmesini sağladı. Aynı çaba, küreselleşmenin özgürlük getirmediğini, aksine yeryüzünü hapishaneye çevirdiğini söylemesini ve modernite oyununu ifşa etmesini kolaylaştırdı: Buna göre belirli olanın yerini belirsizliğin almasıyla insanın sırtına müphemlik yükünün bindirildiğini söyleyen Bauman, sanattan ekonomiye, sosyal yaşamdan politikaya dek her yerde bu belirsizliğin etkilerinin görüldüğünü savunmuştu. Pervasızlığından dem vurduğu neoliberalizmin, özgürlük derken sınırlar getirilmesini, tüketim çılgınlığını körüklemesini ve düşünmeyi ötelemesini metinlerinde işlemişti.
Yaratılan ve pazarlanan akışkanlıkta, her şeyin zamanın ruhuna uydurulmaya çalışılmasına karşı harekete geçen; aklı başında insanları gözetim, denetim ve tüketim çemberinden çıkmaya çağıran Bauman’ın önemsediği ve sosyolojik söyleminin temeline koyduğu şey hayal gücü, hisler, aşk, dostluk, çaresizlik, kayıtsızlık, duyarlılık ve duyarsızlık gibi insana ve topluma özgü duygular ve durumlardı. Metinlerinde ve konuşmalarında, hem neoliberalizmin ve akışkanlığın eleştirisine girişiyordu hem de onların elbirliğiyle törpülediği insanlığı anlatmaya uğraşıyordu.
Peter Haffner ile yaptığı söyleşinin kitaplaştırılmış hâli Bilindik Olanı Yabancılaştırmak’ta da yine aynı meselelere ve yaşama kafa yoran Bauman, bir kez daha sosyoloji ile diğer sosyal bilimler arasına örülen duvarları yıkıyor.
Tüketim terörü eleştirisi
Haffner ile yaptığı söyleşide pek çok konuya değinen Bauman, akışkan modernitenin aşkı nasıl dönüştürdüğünü çözümlerken insanların, herhangi bir ürün seçercesine birbirini katalogvari yerlerden tercih edişini, bir teknolojik aygıtın yeni sürümünün satın alınıp eskisinin bir köşeye atılmasına benzetiyor.
Bauman’a göre “akışkan aşk”, bağlanma ve kaçırma korkusu nedeniyle revaçta. Konunun bir de tüketim boyutu var elbette. Bu........
