Kâbe’yi, sahabeyi, Osmanlı’yı yıkanlar
Suudi öncülüğündeki koalisyon, 15 Eylül akşamı Mekke’nin güneyinde bir İHA’yı düşürdüğünü ve bunun, “Husiler tarafından Mekke’ye gönderildiğini” açıkladı. İHA’nın yasaklı hava sahasına girmeden önce vurulduğu söylendi. Yemen ise -Ensarullah/Husiler- açıkça reddetti. Askerî Sözcü Yahya Seri, operasyonlarının petrol tesisleri ve askerî hedeflere yönelik olduğunu, Mekke veya kutsal mekânların hedef alınmadığını söyledi. Dahası, elimizde kamuoyuna açıklanmış İHA’nın menşei, uçuş rotası, enkaz analizi, seri numarası, fırlatma noktası veya bağımsız adli/teknik inceleme gibi Husileri kesin biçimde bağlayan bir kanıt da görünmüyor. Sosyal medyada dolaşan “Kâbe’ye saldırı!” görüntülerinin de eski olduğu ayrıca tespit edildi.
Peki, AK Parti Hükümeti, henüz fail ve hedef kesinleşmemişken neden Suudi anlatısını devlet söylemi olarak benimsedi? Dışişleri Bakanlığı doğrudan, “Husilerin, kutsal Mekke şehrini hedef alan İHA saldırısını şiddetle kınıyoruz.” dedi. Türkiye’nin Riyad’ın Yemen anlatısına bu kadar açık biçimde eklemlenmesi yerine Suudi Hanedanlığı bunu kendisi mi organize etti, bir ‘sahte bayrak’ operasyonu mudur, İsrail/ABD bu senaryonun neresindedir, bu saldırı en çok kime hizmet eder sorularının net karşılığının alınmasını beklemeliydi. Tarihsel ve diplomatik bir analiz yapıldığında, kriz anlarında aceleci açıklamalar yapmak yerine çok daha dengeli ve stratejik bir üslup izlenebilirdi. Hükümet, doğrudan Suudi Arabistan’ın tezlerini benimsemek yerine, olayın büyüklüğüne ve karmaşıklığına vurgu yapan bir üslup seçebilirdi.
Bu mealde bir maddesi yoksa; Mekke Savunma İttifakı demek her hâl, koşul ve olayda ittifakın üyesine kayıtsız destek vermek manasına gelmemelidir. Unutmayınız ki, “Söz içinizdeyken o sizin esiriniz, söz ağızdan çıktıktan sonra siz onun esiri olursunuz.” Artık kabul edelim; genelde bölgemiz özelde Yemen meselesi İran olmadan konuşulmaz, hâlledilemez. “Mısır’sız savaş, Suriye’siz barış olmaz.”, Batı Asya (Orta Doğu) jeopolitiğini özetlemek için kullanılan en ünlü diplomatik vecizelerden biridir. Şimdi de bizim vecizemiz olsun; “Türkiye’siz savaş, İran’sız barış olmaz.” ifadesi, 1970’lerin klasik Arap-İsrail eksenli jeopolitiğinin günümüzde iki büyük bölgesel gücün (Türkiye ve İran) eksenine kaydığını özetleyen çok isabetli ve çağdaş bir okumadır.
KÂBE İDDİASINDAN
MEDET UMDULAR
ABD, bu hakikatin idrakine varmış görünüyor; zira İran’ın dayattığı mecburiyetler tercihlerinin başına balyoz gibi indi. İran’a komşu Körfez ülkeleri de hizaya geldi. Bir önceki yazımızda Hürmüz ve........
