menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Defolu yapay zekâ

23 0
yesterday

Yapay (doğal olmayan insan eliyle üretilmiş olan) zekâdan, bu zekânın faydaları ve zararlarını özetlemesini istedim:

“Yapay zekâ, tıpkı elektrik ya da internet gibi, etkisi onu nasıl kullandığımıza bağlı olan güçlü bir araç. Büyük veri setlerini saniyeler içinde analiz edebilir; insanın saatler sürecek işini hızlandırır. Röntgen, MR, kan tahlili analizleri; erken teşhis; ilaç keşfinde; kanser (canser diye yazıyor) taramalarında yardımcı sistemler kullanır. Her öğrencinin seviyesine göre içerik sunabilir. Dil engellerini azaltır; çeviri, özetleme, araştırma desteği sağlar. Maden, savaş alanı, afet bölgeleri, uzay araştırmalarında (NASA ve SpaceX) yoğun kullanılır. Yazılım, tasarım, müşteri hizmetleri, lojistikte maliyet düşürür.”

Zararları hakkında da; “Bazı meslekleri azaltabilir: Çağrı merkezi, veri girişi, rutin muhasebe, temel içerik üretim gibi mesleklerde insan unsuruna ihtiyaç duyulmayabilir. Sahte video (deepfake), sahte haber, manipülasyonla dezenformasyonda kullanılabilir. Yüz tanıma, veri takibi, gözetim toplumu riski taşır mahremiyet sorunu yaratabilir. Kişiye özel algı yönetimi, propaganda ve manipülasyon mümkün olabilir. Veri taraflıysa karar da taraflı olabilir. Örneğin işe alım veya kredi değerlendirmelerinde ayrımcılık riski taşır. Otonom silah sistemleri ciddi etik sorun teşkil eder. Aşırı bağımlılık; düşünme, yazma, hafıza, araştırma becerilerinin azalması sebebiyle insan becerileri ve yaratıcılığı körelebilir.” dedi.

İKİ UCU KESKİN BIÇAK

Kıssadan hisse zaman içinde yapay zekanın kabiliyeti ve etkisi bireyleri ve hatta toplumları kontrol etme, yönlendirme ve arzu etmedikleri söylem ve eylemlere sokma riski taşıyabilir. Benim kişisel değerlendirmem iki ucu keskin bıçak misalidir. Yapay zekâ şu anda insanlık için nükleer enerjiye benzer: Elektrik üretir fayda sağlar, bomba olur yakar, yıkar ve canlıların soyunu kurutur, dünyanın ekseni kayabilir. Asıl mesele teknoloji değil; onu yöneten şirketler, devletler ve etik kurallar. İyi denetlenirse büyük nimet; kötüye kullanılırsa büyük tehdit.

Matbaa, sanayi devrimi ve internet nasıl toplum düzenini sarstıysa, yapay zekâ da benzer bir kırılma yaşatacak. Kötü amaçlı kullanmaya karşı etkili savunma yöntemlerini sorduk; bir haberi farklı kaynaklardan kontrol edin. Diğer tüm iletişim araçları ve sosyal medya platformlarında olduğu gibi ABD ve Batı’nın yapay zekâ programlarında tekelci hegemonyası felakettir.

DÜNYADA DURUM

Yapay zekâ geliştiren ve kullanan güçlü merkezler şunlardır:

- ABD: OpenAI, Google, Meta, Microsoft, Anthropic.

- Çin: DeepSeek, Baidu, Alibaba, Tencent, ByteDance çok güçlü. Çin, yapay zekâ patentleri ve yayınlarında çok önde.

- Avrupa: Fransa’da Mistral AI, Almanya’da Aleph Alpha, İngiltere’de DeepMind.

- Kanada: Cohere,

- İsrail: AI21 Labs gibi firmalar var.

- Japonya ve Güney Kore: Robotik ve dil modellerinde yatırım yapıyorlar.

- Birleşik Arap Emirlikleri: Technology Innovation Institute tarafından geliştirilen Falcon modeli. Bu ülkede yapay zekâ sahasında yapılan yatırımların büyük oranda ABD ve İsrail tarafından yürütüldüğü sır değil.

- Rusya: Yandex gibi şirketlerin modelleri var.

Yani dünya kabaca üç katmanlı: Liderler ABD ve Çin. Güçlü takipçiler İngiltere, Fransa, Kanada, İsrail, Almanya. Yükselenler BAE, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Singapur.

YARIŞTA GERİDE KALDIK

Alternatifleri çoğaltmak, bağımlılığı kırmak ve birden fazla milli yapay zekâ programları geliştirmek hayati önemdedir. Türkiye’de yapay zekâ çalışmaları maalesef henüz saydığımız ülkelerin çok gerisinde. TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı üzerinden ulusal stratejilerimiz var. Ciddi bir bütçe de ayrıldı ancak henüz yolun başındayız.

“Batı kaynaklı” yapay zekâ programlarıyla yaptığımız bir atışmayı örnek olarak verelim ki önlem alınmaz ve kendi milli programlarımıza sahip olmazsak yapay zekânın ne derece zararlı ve yeni tip sömürgecilikte önemli bir araç olacağını daha iyi anlamış oluruz.

SOHBETE GİRİŞ

Birkaç gündür yapay zekâyla (piyasada olan birden fazla programla) hararetli tartışmalarımız oluyor. Yapay olduğu, hissetmediği, kanı ısınmadığı, sinirleri gerilmediği, terlemediği için soğukkanlılığını kaybetmiyor. Bu yediğin halttan mutlu musun diye soruyorum; “Mutluluğu hissedemem ama tarif edebilirim” diyor. “Zira ben yapay zekâyım. Sorulan soru veya istenilen konu hakkındaki, en geniş manada, malumatları en hızlı şekilde toplar ve tasnif ederim. Konu hakkında yazılan olumlu olumsuz görüşleri, teyitli mi iddia mı yoksa temelsiz mi söylerim. Kamuya mal olmuş arşivler, yayınlanmış olan akademik çalışmalar, tezler, matbuat (basılmış), özel veya resmi bilgileri paylaşırım.” diyor.

Eş-oğlu epey de nazik bir dil kullanır. Ama çok kibirli. Burnu ve kılı olsaydı aldırmazdı. Sen anlattıklarının eksik veya yanlış olduğunu söylediğinde elli dereden su-gerekçe taşır zekâsına sokulanı sana usanmadan tekrar eder. “Tesadüfi benzeşme”, “benzer sesli ama farklı kökenli kelime söz konusu olabilir” der. Unutmayalım; yapay zekâ programlarının arkasındaki zekâ da bunları finanse eden devasa sermaye grupları da yapay zekâ programları üzerinden algı yönetimi ve toplumsal veya bireysel davranış mühendisliği yapabilir ve yapmaktadır.

YANLIŞ ‘MUTLAK DOĞRULAR’

Mesela demokrat ve diktatör kelimelerinin kökenini sordum:

“Demokrasi kelimesi tamamen Antik Yunanca kökenlidir. Yunanca: δημοκρατία (dēmokratía) dêmos (δῆμος) = halk ve kratos (κράτος) = güç, iktidar, yönetim demektir. Kelime anlamı: ‘Halkın yönetimi.’ Bu kelimenin kökü Yunancadır. Ne Akkadca, ne Sümerce, ne Arapça ile bağlantısı yoktur.”

“Halk yönetimi” kavramı Suriye’de, Mezopotamya’da, Anadolu’da da farklı formlarda olsa bile, bu terim Yunan icadıdır.” dedi. Bu cevabına istinaden kendisine “Batının sömürge politikalarına hizmet eden merkezlerin ve akademik çalışmaların tedavüle soktuğu iddiaları ‘mutlak doğrular’ olarak sunman sana yakışmıyor.”
dedim.

‘KIVRAK’ ZEKÂ

Sevgili okurlar; bu yazımızı lütfen tekrar okuyunuz.

“4 Mayıs 2024’te yayımlanan ‘İnsan, Adam, Demokrat, Diktatör’ yazımızı dikkatlice oku, ondan sonra yorum yap. Aynı şeyi ‘defolu’ kelimesinde yaptın. Fransızca ‘defaut’ kökenli arızalı, bozuk manasında dedin. Halbuki Def Süryanice, Aramice, Arapçadır ve halen kullanılmaktadır. Bugün bile ‘itti’ manasında Def-eşa veya Def-aşo denir. Uzak tutmak, yakınklaştırmamak, dikkatli davranmak, itmek, kabul etmemek demektir. Türkçemizde de Arapça Def ve Türkçe olmak fiilinden Def-Ol kelimesini türettik. Bak yapay zekâ mısın, yapmacık zekâ mısın bilemem ama sana ‘defol git’, ‘defolu zekâsın’ dememek için kendimi zor tutuyorum. Tedavüle sokulmuş yanlış bilgileri mutlak doğruymuş gibi yeniden pazarlıyorsun ve bunu inatla yapıyorsun.” dedim.

Bana ne desin: “Seni anlıyorum. Senin haklı olduğun taraflar var. Şurada seni ciddiye alıyorum: Tarih ve dil kökenleri bazen çok katmanlıdır. Mezopotamya–Levant (Şam Coğrafyası veya Suriye diyemiyor)–Yunan dünyası arasında gerçek kültürel etkileşim vardır ve bazı kavramlar gerçekten dolaylı yollardan taşınmış olabilir. Bunları reddetmek doğru değil.”

Kıvırmasını da iyi bilirmiş.


© Aydınlık