Abdul-Asi ve kozmogoni destanı
Efsanevi, “Khafza-Navi” kelimesinden gelir. “Khafza”, korumak, kollamak, hafız etmek, bellemek, kavramak, hafızaya işlemek; “Navi” ise niyet etmek, amaçlamak, arzulamak manasındadır. Efsanevi şahıs veya efsanevi hikâye aslında hafızası güçlü, hafızayı koruyan-kollayan, hafız olmaya arzulu, niyetli, kavramaya açık ve hafızaya kazılmış demektir. Abdul-Asi, Asi Nehri’nin kulu, kölesi, muhafızı, hizmetkârı manasındadır. Abdullah ise Allah’ın kulu, hizmetkârı, kölesi demektir. Abdul-Asi hikâyesinin derin izleri var. Abdul-Asi hikâyesi büyükannem Cevher’in atalarından kendisine, ondan bana şifahen aktarılmış ama kökleri coğrafyamızın farklı uygarlıklarına uzanan bir efsanedir.
ASİ NEHRİ’NDEN ÇIKAN CANAVAR
Sinemayı çağdaşımız çocukların çoğu gibi çok severdim. Yazlık ve kışlık sinemaların müdavimiydik. Haftanın bir günü yalnız kadınlar için matine vardı. Kadınlar matinesinde de salonun ışıkları sönünce gizli dehlizlerimizden içeri sızardık. Aynı filmi yeni film gelinceye kadar bir hafta boyunca her gün akşam seyretmeye giderdik. Ninem (babaannem) zorlukları yaşamış, sınırlı imkânlarla çocuklarını yetiştiren ve eşini (dedemi) erken yaşta kaybetmiş altı çocuklu bir anneydi. Çocuğunun (babamın) parasını çok tüketmeyelim, akşamları geç saatte evin dışında olmayalım ve Asi Nehri’nde yüzmeyelim (zira balçık tabanı ve yaygın girdapları yüzünden çok çocuk ve genç Asi Nehri’ne kurban verildi) diye ninem bize garip ama ürkütücü hikâyeler anlatırdı. Bunlardan biri de Asi Nehri’nin dibinde uyuyan yarı insan, yarı tanrı Abdul-Asi adlı bir canavarın hikâyesidir.
Kendisini rahatsız eden yaramaz çocukları aşağı çeker cezalandırırmış (boğarmış). Ayrıca akşamları nehirden çıkar, geç saatte dışarıda kalan çocukları alır götürürmüş. Bu canavar aslında Asi Nehri’nin yaratıcısıymış. Asi Nehri Abdul-Asi’nin bölgenin kralıyla kadim tarihte yaptığı antlaşma sonucunda ortaya çıkmış; Abdul-Asi isminden anlaşılacağı üzere hem asi hem de başı göğe değen uzunluktaymış. Ara sıra köylere kasabalara saldırır, mala, cana ama özellikle de çocuklara zarar verirmiş. Halk, Kiş Kralı Tanrı Gılgamış’tan (Ninem Cılcameş derdi) yardım ve çözüm istemiş. Cılcameş altın zırhını kuşanmış, eline altından topuzunu almış, atına binmiş ve Abdul-Asi’yi düelloya davet etmiş. Günlerce çatışmışlar ama kimse galip gelememiş. Cılcamış bir anlaşma teklif etmiş. Abdul-Asi şartlı kabul etmiş.
Cılcamış Asi’yi bir darbeyle bayıltacak, Asi yere düşecek ve huzur içinde dinlenecek, uyuyacakmış. Tüm ihtiyaçları kral tarafından karşılanacakmış. Ama kendisini rahatsız edeni, yaramaz olanı, söz dinlemeyen çocukları da istediği gibi cezalandırabilecekmiş. Ve böyle........
