Bizim olduğu için kızıyoruz
Ekonomik sıkıntılar, savaşlar, buhranlar ve kaygılar toplumu hiç olmadığı kadar gergin hale getirdi. Kimselerin durup ince şeyleri anlamaya, sakinleştikten sonra söz söylemeye vakti yok. "İki dinle bir söyle" demiş atalarımız ancak içinde yaşadığımız çağı hiçbir zaman bilememişler. Zaten gerçeği algıyla değiştirebileceğini zanneden zavallı simyacıların kibrinin bu denli geçer akçe olacağını kim bilebilirdi!
Bu toplumsal gerçeğin ortasında asıl konumuz ise milli takım ve yayın krizinin aktörleri. Aslında en yalın haliyle "bizim çocuklar". Sözde değil; günahıyla sevabıyla, hileleriyle, dürüstlükleriyle, iyilikleriyle, her şeyiyle bizim olmalarından söz ediyorum.
BİZİM ÇOCUKLAR SAHADA
Yirmi dört yıl aradan sonra Türkiye’nin dört bir yanında, sabaha kadar süren o büyük heyecan sıradan bir beklentinin ötesindeydi. Yıldız’ımız ve Uzun’umuz yedek kulübesinde beklerken; kaptanımız Hakan’ımız, Güler yüzümüz, Çakır’ımız, Abdül’ümüz, Demir’imiz, Kadı’mız, Zeki’miz, asi laz uşağımız Barış’ımız, Kerem’imiz, Orkun’umuz ve İsmail’imiz sahadaydı. Kenarda ise şık giyimiyle artık bu toplumun bir ferdi kabul edilen Adanalı Montella’mız duruyordu.
Talihsizlikler veya yanlış taktiksel tercihler neticesinde milli takım, iki metrelik oyuncuların arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğiyle yenildi.........
