menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asya Bloku Batı Hegemonyasını Yıkıyor

27 0
23.05.2026

Bu yazıyı kaleme alma motivasyonu; eski ABD senatörü, Kansas valisi ve 2018-2021 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Din Özgürlüğü Büyükelçisi olarak görev yapan Sam Brownback’in son dönemdeki açıklamaları ve özellikle China’s War on Faith adlı eserinde ortaya koyduğu düşüncelerdir. Brownback’in yaklaşımı, sıradan bir Evangelist, Amerikan muhafazakârının klasik dış politika söyleminden çok daha derin bir medeniyet korkusunu yansıtmaktadır. Onun endişesi yalnızca Çin’in ekonomik yükselişi değil, daha büyük bir dönüşümdür: Batı sonrası dünyanın inşası.

Brownback’e göre Çin, Rusya ve İran arasında gelişen stratejik yakınlaşma, geçici jeopolitik çıkarların ötesinde, Batı modernitesine karşı yükselen alternatif bir uygarlık tahayyülünün habercisidir. Bu üç aktörü “otoriter medeniyet bloğu” olarak tanımlayan Brownback, aslında ontolojik bir soruyu gündeme taşımaktadır: İnsanın ne olduğu, özgürlüğün kaynağı ve devletin birey üzerindeki sınırının nerede başlayıp nerede bittiği... Bu mücadele, artık “hangi devlet daha güçlü?” sorusunun ötesinde, modern dünyanın ruhuna ilişkin bir savaştır.

GÜCÜN EPİSTEMOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ: DOKUZ PARAMETREDE BATI VE ASYA

1945’ten bugüne küresel güç dengeleri kökten değişmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki klasik “tank, fabrika ve altın” denklemi, yerini dijital, teknolojik ve ekolojik parametrelere bırakmıştır. Tarihsel süreçteki dört klasik koşul ile günümüz dünyasını şekillendiren beş modern parametre, Batı’nın hegemonyasının nasıl inşa edildiğini ve nasıl aşındığını ortaya koymaktadır.

Ekonomik ve sınai üstünlük açısından 1945’te dünya harabeye dönmüşken ABD topraklarında tek bir fabrika bile zarar görmemiş, böylece küresel GSYİH’nin yaklaşık P’sini tek başına üretir hale gelmişti. Bugün ise Çin, küresel imalat sanayi üretiminin yaklaşık 0-35’ini gerçekleştirmekte; ABD’nin payı ’lere gerilemiştir. Satın Alma Gücü Paritesine (SGP) göre Çin GSYİH’si ABD’yi geride bırakmıştır.
Kurumsal ve finansal hegemonya olarak Bretton Woods sistemi (1944) ile dolar altına endekslenmiş, IMF ve Dünya Bankası Washington’ın kontrolüne verilmişti. Ancak bugün Çin-Rusya-İran ekseninin öncülük ettiği “dolarsızlaşma” (de-dollarization) hamlesi bu düzeni sarsmaktadır: Rusya ve Çin arasındaki ticaretin ’ından fazlası artık Ruble ve Yuan ile yapılmakta; İran, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS üzerinden SWIFT’e alternatif olarak Çin'in geliştirdiği CIPS gibi ödeme sistemlerine entegre olmaktadır. Batı, finansı ve rezervleri bir silah gibi kullandıkça (İran ve Rusya’nın 350 milyar dolarlık dış rezervine el konulması gibi), kendi kurduğu sistemden dünyayı soğutmaktadır.

Askeri güç ve stratejik tekel 1945’te ABD’nin atom bombası tekelinde ve küresel donanma hakimiyetinde iken, bugün Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması gemi sayısı bakımından (370 aktif savaş gemisi) ABD’yi niceliksel olarak geçmiş, Rusya ise nükleer başlık sayısında (yaklaşık 5.500 ) dünya lideri olmayı sürdürmekte ve hipersonik füze teknolojisinde (Avangard, Kinzhal) Batı hava savunma sistemlerini çaresiz bırakmaktadır.

Yumuşak güç ve jeopolitik bağımlılık ise bugün bir paradoksa dönüşmüştür: Marshall Planı ve Hollywood’un inşa ettiği Amerikan Rüyası ideolojisi, yerini Batı’nın ahlaki meşruiyet krizine bırakmıştır.
Modern parametrelerde durum daha da radikal bir kırılmaya işaret etmektedir:

Teknolojik hegemonya ve dijital........

© Aydınlık