Türk romanı üzerine yeniden düşünmek
Güzin Dino, 1969’da kaleme aldığı “Türk Romanının Doğuşu” başlıklı çalışmasında, o güne dek Türkiye’de romanın “kesin bir eleştirel gözle” ele alınmadığını vurgulamıştı. Yapılmış incelemelerin ise —bir iki istisna dışında— yüzeyde kaldığını düşünüyor. Dino’ya göre bu yüzeyselliğin temel nedeni, roman türünün bizdeki ilk döneminin ve ona özgü niteliklerin yeterince kavranamamış olmasıdır.
Türk romanının erken dönemine özgü özelliklerin anlaşılamamış olması, bugün hâlâ bazı epistemolojik sorunların sürmesinin de başlıca nedenlerinden biri. Bu nedenle bir önceki yazımda, romanın bizdeki açmazlarının türün kendisinden çok, ortaya çıktığı tarihsel ve toplumsal koşullarla ilişkili olduğunu belirtmiştim. Bu koşulların özgül özellikleri dikkate alındığında, Türk romanında görülen gerilimleri bir eksiklik olarak değil, tarihsel deneyimimizin ürettiği uyumlanmaların edebî biçimleri olarak okumak gerektiğini savunmuştum.
Güzin Dino’ya göre, “Türk romanının fenomenolojik (görüngü bilimsel) incelemesini, kendi öz yollarından art arda gelen yazın akımları ile uzun bir süreç içinde oluşan Batılı roman üretimi arasında yapılan benzetmeler üzerine kurmak yanlış olur.”
Dino’nun bu değerlendirmesi, Türk romanını inceleme biçimimize yönelik önemli bir yöntem eleştirisidir. Ona göre, Türk romanını Batı’da yüzyıllar içinde oluşmuş yazın akımlarının ardışık bir taklidi gibi ele almak, özellikle fenomenolojik bir yaklaşım........
