menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çok başlı Washington

12 1
08.02.2026

Dünya Trump’ı bir dediği diğerini tutmayan saldırgan bir lider olarak tanıdı. İran’a savaş gücü yığarken, herkes bekliyor: “Yarın ne der!” Bunda iktidardaki çok başlılığın rolü var mı?

“Trump, Ulusal Savunma Strateji mantığına bağlı kalacaksa, İran’da her ne pahasına olursa olsun çıkmazdan kaçınacak bir yol izlemek zorunda kalacak.” Geçen gün bu sözlerle açıkladı Trump hükümetinin Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Michael Froman, İran’la savaş istemediğini. Froman’a göre, İran liderliği, uzun bir savaş olasılığı taşıyan bir Amerikan saldırısının ABD’nin geçenlerde açıkladığı yeni savunma siyasetine aykırı olduğunu bilmekteydi.

Ama bir başka ses, Pentagon’un başındaki Pete Hegseth öyle demiyordu: “İran nükleer silah kapasitesine sahip olmayacak. Dolayısıyla ya bu konuda müzakere edecekler ya da başka seçeneklerimiz var.”

Trump’ın kendi partisinden neocon senatör Lindsey Graham Hegseth’ten daha hevesliydi savaşa: “Başkan Trump’ın kararlılığı değil soru: Soru şu, böyle bir operasyon yaptığımızda, daha büyük mü yoksa daha küçük mü olmalı? Bence daha büyük olmalı.”

Diğer bir önde gelen Cumhuriyetçi neocon senatör, Tom Cotton: “Başkan Trump'ın açıkça belirttiği gibi: İran'ın terörist rejimi asla nükleer silaha sahip olamaz. Ayatollahlar ordumuzun yeteneklerinin farkındalar ve Başkan Trump'ın sözlerini ciddiye almaları akıllıca olur,"

Cumhuriyetçi senatör Rand Paul ise isteksizlerdendi. ABC News demecinde: “ İran’ı bombalamak amaçlanan etkiyi yaratır mı, bilmiyorum.”

Üç hafta önceki bir üniversite anketi Amerikan halkının yüzde 70’inin İran’a askeri müdahaleye karşı olduğunu gösterirken, Beyaz Saray ve Pentagon’daki görüş ayrılığı yukarıdaki gibiydi.

Sadece; neocon-neoliberal Demokrat Parti’den ya da ‘derin devlet’ten ya da başka bir ifadeyle ‘küreselcilerden’ ya da adına ne dersek diyelim, devlete sızmış paralel yapıdan kaynaklanmıyor bu durum. Trump’ın kendi Cumhuriyetçi partisi de hala Bush zamanından beri saldırgan askeri müdahaleci isimlerle dolu; Lindsey Graham, Tom Cotten, Mitch McConnell…

Son aylarda Amerikan ana medyasında, dış politikada Biden döneminin askeri müdahaleci çizgisine yakın olan isimleri ‘şahin’, ‘müzakereci’ veya ‘ölçülü’ olanları ise ‘güvercin’ diye adlandırmak moda oldu. Pentagon’un başına getirilen Savunma Bakanı Pete Hegseth, Dış İşleri Bakanı Marco Rubio, CENTCOM’un başına gelen Brad Cooper şahinlerden… Brad Cooper hatta Biden’cı, geleneksel ‘Büyük Orta Doğu Projesine’ yakın bir şahin olarak biliniyor! Rubio ve Hegseth ise yeni Trumpçıların ‘Ulusal Savunma Stratejisi’nin şahinleri arasında.

Trump’ın, yeni ‘Ulusal Savunma Stratejisi’nin mimarı Elbridge Colby’yi Savuma Bakanlığı müsteşarı yapması İsrail yanlısı şahinler arasında endişe yaratmıştı. Yeni strateji, ABD’nin ekonomik ve siyasal açıdan şu sıradaki bir hayli gerilemiş konumuna ve çok kutuplu bir dünyaya girilmiş olması gerçeğine dayanıyor. NATO’ya dayanarak, (baş düşman) Rusya’yı çökertmeye dayalı eski (Biden’ci) askeri müdahaleler ve turuncu devrimler çizgisi, yeni güvenlik stratejisinde terkediliyor. Rusya’nın tarafsızlaştırılması, devasa bir dünya ekonomik gücü haline gelen Çin’in ise baş düşman seçilerek kuşatılması amaçlanıyor. Son yıllarda Afrika’da ve Güney Amerika’da, pazarlarını ve enerji kaynaklarını Çin’e kaptırdığını farkeden, 38 trilyon borçlu Washington, (henüz) savaşla olmasa da, küresel rekabetle ve güçlerini Hint-Pasifik bölgesine kaydırarak, Çin’in karşısında eski gücünü yeniden kazanmayı amaçlıyor.

Ama bu amaç için, artık pahalı askeri ‘maceralara’ girişerek bir çok yerde birden aynı anda savaşamayan kocamış ABD, Avrupa masraflarını da kısarak, Güney Amerika kıtasındaki yaralarını sarmayı (Monroe Doktrini dedikleri) acil baş görev olarak seçmeyi içine sindirebiliyor! Panama, Grönland ve Venezuela örneklerinde yaşadığımız gibi.

Hal böyleyken bazı Washington yanlısı programlar, Venezuela, Grönland ve İran olaylarının arkasından Trump’ı astığı astık kestiği kestik bir dev olarak sundular! Oysa Trump’ın bu olaylardaki tüm haydutluk becerisi, ABD’nin daha fazla köşeye sıkışmasını önlemeye çalışmaktan başka bir şey değildi.

Pekin’e doğrudan bir askeri saldırıdan çekinen Washington, Çin ekonomisinin can damarı enerjiyi karşılayan dost ülkelerde rejim değişikliği sağlamaya çalışarak, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni uygulamaya başladı! Venezuela, İran…

Beyaz Saray açısından Rusya’yı baş düşman almanın devri kapandı, o Brzezinski stratejisi Çin henüz zayıfken geçerliydi. Rusya’yı alacak da ne olacaktı, zengin bir ülke değildi; pazarlarda rakip bile değildi, paylaşılacak petrol ve silahı vardı sadece ve bu nükleer devle olası bir savaş Batı’ya çok pahalıya patlardı! Ama Çin çok zengin, geniş pazarlara sahip bir rakipti. Pazar ve zenginliklerinin paylaşılması gereken oydu. Bu yüzden yeni stratejide baş hedef o olmalıydı.

Çok sayıda uzman kadro tarafından yıllardır titiz bir çalışmayla hazırlanan bu yeni stratejinin mimarı (eski CIA direktörü William Colby’nin oğlu) Elbridge Colby ve çok sayıda arkadaşı bu nedenle önemli görevlere getirildiler.

Çin’e endeksli yeni güvenlik stratejisini........

© Aydınlık