menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arafta kalanlar

53 0
22.04.2026

“Cennetin duvarları ne kadar tahkim edilirse , cehennemin uçurumu da o kadar derinleşir.”

Dünyayı değiştirme istek ve çabalarıyla “ulus” arasındaki gerilimli ilişkinin tartışılması devam etmekte. Ulus tarafından dayatılan düşünsel kategorilerin dışına çıkarak ona dışarıdan bakmamız nasıl mümkün olabilir?

Toplumlar modern çağda uluslaştıklarında dünyanın değişerek daha iyi bir yer olabileceği düşüncesine de sahiptiler. 1848 Devrimi bir ütopyayı gündeme getiriyordu. Sadece dünyayı yorumlamak değil onu değiştirmenin de zamanı gelmişti.

Değişimlerin araştırılmasında dönüşüm kavramı merkezde yer alıyordu. Ancak dünyayı değiştirmekten amaç herhangi bir değişim değildi. Amaç dünyayı daha adaletli, daha barışçı, eşitsizliği daha sınırlayıcı bir yer haline getirmekti. Ancak yaşananlar bu amaca ulaşmak için çabalayanları hayal kırıklığına uğrattı.

İki dünya savaşı, Soğuk Savaş dönemi, Aşağı Sahra Afrika’sında yaşanan kıtlıklar, Ruanda Etnik Katliamı, Bangladeş 1975 Askeri Darbesi, Vietnam Savaşı ve ekonomik yıkım, Latin Amerika’da yaşanan askeri darbeler ve insan hakları ihlalleri, Yugoslavya’nın dağılışı ve etnik temizlik, Afganistan’ın hem Rusya hem de ABD tarafından işgali, Irak’ın işgali, Suriye iç savaşı, İsrail’in Ortadoğu’da izlediği yıkım ve şiddete dayalı politikalar, Sabra ve Şattila Katliamları ve en son Gazze soykırımı. Bu tablo hayal kırıklıklarının sadece küçük bir bölümü. Beklentilerimiz ve gerçekleşen felaketler.

Geleceği belirsiz bir gezegende ulus bir güvenlik şemsiyesi, bir kaçış yeri olmuştu. Ancak bu herkes için geçerli değildi. Bazıları için ise ulus kendilerini dışarıda tutan, dışlayan, erişilemez bir yer oldu. Gelecek karşısında belirsiz, yetersiz ve tutarsız olan ulusa karşı dünyaya ilişkin bir gelecek tasavvuru da belirsizliğini korumakta ancak bu karşılıklı belirsizlik gerilimi de şiddetlendirmekte.

Modernleşme ivmesi sonucu varlığını koruma zorunluluğuna dayalı ihtiyaç, ulusun şekillenmesine neden oldu. Ancak cemaat temelli tarihsel anlatılardan gelen modern bir kurum olan ulus değişirken aynı şekilde kalmasına yarayacak şekilde geçmişi de kullanmakta.

Değişen dünyada değişmeyen ulus hayatta kalamaz. Değişim gönüllü değil zorunludur. Ancak ulus değişirken bile aynı kalmakta. Modernleşmeyle birlikte toplumların uluslaşmaları değişen bir dünyada hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyle ilgiliydi. Bazı toplumlar ulus olmaya koşarken, diğerleri de koşmak zorundaydı.........

© Artı Gerçek