menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsanın kendi cenaze marşını sahneden canlı dinlemesi

9 0
25.09.2026

Biliyorum, başlık çok sert oldu.

Nedenini anlatacağım, en sona bıraktım.

Önce şu soruyu sorayım.

Siz hiç yaşamınızı anlatan şarkıların bir listesini hazırladınız mı?

Hangi dönemde, hangi şarkıyı neden dinlediniz?

Buna da geleceğiz ama gelin kısa bir zaman yolculuğuna çıkalım.

1970’li yılların sonu.

Ankara, Sıhhıye, İlkiz Sokakta bir apartmanın arka tarafı. O zamanlar apartmanların arka tarafı, kömürlük olarak kullanılırdı. O kömürlük alanın üstünü kapatan beton zemini, siz deyin 20, ben diyeyim 30 metrekare, stadyum gibi kullanıp futbol oynamaya çalışan kullanan üç ya da dört çocuk.

Kendilerince o alanda futbol oynuyorlar. Kimi Fenerbahçeli Selçuk olmuş, kimi Galatasaraylı Fatih.

Apartmanın arka tarafı, o dönem Ankara’nın en gösterişli olan Sürmeli Oteli’nin arka tarafına bakıyor.

Birden çocuklar, otelin üçüncü ya da dördüncü katında bir silüet görürler ve birden bağırmaya başlarlar: “Erol Abiiiii”, “Erol Abiiii”

Çocukların ‘abi’ deme cüretini gösterdiği isim, Erol Evgin’dir. O dönemlerde de fırtına gibi esmektedir. Sözlerini Çiğdem Talu’nun yazdığı, bestelerini Melih Kibar’ın yaptığı parçaları ile ortalığı kasıp kavurmaktadır.

Bu kadar büyük ve ulaşılmaz olan Erol Evgin, çocukların o “Erol Abiii” nidalarına cevap verir ve onlara el sallar.

1980’li yılların ilk yarısı.

Apartmanın arka tarafındaki kömürlüğün üstünde futbol oynamaya çalışan çocuklar büyümüş, artık lise yıllarına gelmiştir. Hayatına, o güne kadar hayatına şarkılarla, öykülerle ‘aşk’ denilen kavram girmiştir. Okula giderken karşılaşılan sokakta göz göze gelmek aşık olmak için yeterli nedendir.

Yine imdada yetişen Erol Evgin’dir. ‘İşte öyle bir şey’, ‘sevdan olmasa’, ‘Bir de bana sor’ ‘Sevdan olmasa’ parçaları dillerde pelesenktir. Çünkü okula giderken yolda okuldan bir kız görülmüş ve göz göze gelinmiştir.

O........

© Antalya Körfez