Gölge bariyerleri
Adımlarımızı yavaşlatan, potansiyelimizi usulca eriten ve bizi olduğumuz yere hapseden bu zihinsel bariyerler, dikkatlice ve nazik bir gözle incelendiğinde aslında iki temel kaynaktan beslenir: Dış dünyanın içimizde bıraktığı yankılar ve geçmiş tecrübelerin omuzlarımıza yüklediği gölgeler.
Bu görünmez duvarların ilk harcı, genellikle içine doğduğumuz çevrenin, yakın ilişkilerimizin ve toplumun zihnimize ektiği o küçük ama köklü tohumlarla karılır. Çocukluktan itibaren aile içinde, okul koridorlarında veya o çok iyi bildiğimiz sıcak ama bir o kadar da yargılayıcı "mahalle" kültüründe, farkında olmadan bir kıyaslama çemberinin içine itiliriz. İki kardeşin masumca gibi görünen ama derin izler bırakan o anlarda birbirleriyle karşılaştırıldığını düşünün... "Abisi gibi tuttuğunu koparamıyor", "Ablası gibi değil", "Sana mı kaldı?", "Sen ne anlarsın ki?" gibi cümleler, ilk duyulduğunda sadece havada asılı kalan bir kelimedir. Ancak sürekli tekrarlandığında ve otorite kabul edilen kişilerden geldiğinde, bireyin kendi kimliğini ve yapabileceklerini algılayış biçimine dönüşür. Bir topluluğun onayını almanın veya genel kabullerin gereğinden fazla önemsendiği bu süreçte, kişi dışarının beklentilerini kendi hayatının merkezine koyar. Bu telkinler öylesine güçlüdür ki, insan herhangi bir eyleme geçmeden........
