menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çatışmadan masaya/değişmeden masaya gelmek mümkün mü? Masa demokrasi üretecek mi?

5 0
29.08.2026

Bizi çoğu kez yanılgıya düşüren şu ki; biz devlet ve Kürt tarafının 50 yıl boyunca aynı kalarak bugüne geldiği alt okumasıyla düşünüyoruz. Bugün İmralı'da masada olanların 50 yıl önceki aktörler olduğunu varsayıyoruz. Oysa iki taraf da değişerek, hatta değiştikleri için, o masaya geldiler. Yarım asırda dünyada ve coğrafyamızda çok şey oldu. Hem devlet hem Öcalan liderliği ve KÖH aynı tarihsel koşulların içinden dönüşerek gelen iki siyasal aktördür. Dolayısıyla bugün olan şey iki eski aktörün bir masada buluşması değil; iki eski siyasal öznenin tarihsel dönüşümler sonucunda başka siyasal biçimlere dönüşerek aynı masaya gelmesidir. Devlet cumhuriyet fikriyatının yurttaşlık idealini hiç kurmayarak, hatta teklik üzerinden öldürerek bugüne geldi. Kürt hareketi de ulusal kurtuluş stratejisini değişen güç dengeleri içinde deforme ederek, yeniden şekillendirerek bugüne geldi. Kısaca masada olan iki aktör de 50 yıl önceki aktörler değil. Ayrıca bu dönüşüm sadece bugün masadaki iki aktörle sınırlı kalan bir şey de değil. Yarım asırlık çatışmalı süreç Türkiye'deki bütün siyasal ve toplumsal güçleri belirleyen hegemonik özne oldu. Bütün siyasal alan bu iki aktör arasındaki ilişki etrafında yeniden biçimlendi. İktidarlar, muhalefet, sol, liberaller, İslamcılar, milliyetçiler hatta feministler. Hepsi kendi siyasal konumlarını bu eksen içinde tanımladılar. Bu yüzden bugün çözülmekte olan şey yalnızca bir savaş değil; bu savaşın etrafında oluşmuş siyasal ve toplumsal temsillerdir de. Şimdi herkes kendisini yeniden tanımlayacaktır.

Zira Kürt sorunu toplumun bütün tarihsel dönüşümünü açıklayan baskın çerçeve oldu. Bundandır ki bugün savaş çözülürken bütün herkesin ideolojik koordinatları da sarsılmaktadır.

Kemalizmin ürettiği 100 yıllık siyasal ve ekonomik ethos tarihsel sınırının sonuna geldi. Türkiye kapitalizmine artık "yurtta sulh cihanda sulh" yani Türkiye sınırları yetmiyor. Türkiye kapitali daha merkezileşmiş, daha müdahaleci, daha otoriter ve dışarıda daha aktif bir devlet formu istiyor. İçeride toplumsal çözülmeyi yönetebilen, dışarıda aktif bölgesel bir güç olarak hareket eden yen bir rejim mimarisi istiyor. Devlete gösterdiği hareket alanı çok geniş dış sınırları ifade ediyor. Bu yüzden bugün açık biçimde merkezileşmiş bir devlet aygıtıyla karşı karşıyayız. Bu aygıt hem iktidarın hem muhalefetin hangi sınırlar içinde var olacağını da yeniden belirliyor. Ayrıca meşruluk - gayrımeşruluk ölçeğini de bu rejim belirliyor. Bu sınırların dışında bağımsız siyasal kapasite üreten siyasal çizgiler gayrimeşru ilan ediliyor. O yüzden muhalifler adına bugün ortaya konulan söylem bilançoları yarın onların gayrimeşru ilan edilmelerine sebep olabilir. Kürt siyasi hareketi açısından da dekolonyal söylemin ulusal statü ve egemenlik içeriğinden koparılması gelecekte Kürtlerin ulusal haklar siyasetinin gayrimeşru ilan edilmesine zemin hazırlar.

Türkiye'nin son çeyrek yüzyılında özellikle son 10 yılında ise kendine has gelişmeler olduğunu da göz ardı etmemeliyiz. Türkiye'de son çeyrek yüzyılda yalnızca bir iktidar değişikliği yaşanmadı. Sınıfsal yapı dönüştü, sermaye yeniden örgütlendi, Kürt hareketi dönüştü, siyasal İslam devlet hiyerarşisinin içine........

© Amida Haber