Devlet, Hukuk, Sandık, Örgütlülük ve Kent Hakkı (1)
Devleti yöneten siyasi iktidara yönelik en temel eleştiri “hukuku araçsallaştırması ve devlet aygıtını tümüyle kendi lehine kullanılabilir hale getirmesidir.” Bu doğrultuda muhalefetin ortak söylemi; “hukuk yok keyfilik var” “hak ve özgürlüklerimizden mahrum, hayat pahalılığına ve yoksullaşmaya mahkûm bırakılmış haldeyiz.” üzerinden devam ediyor. Bunca ezayı ve cefayı çektiren bir yönetim anlayışından medet umulamayacağı ortada. Sorunumuzun yalnızca siyasi iradenin hukuku eğip bükerek, rakiplerini ve muhalefetini etkisizleştirmesi, işine geldiği gibi devlet gücünü kullanırken, toplumu geniş bir kesimini yoksullaştırarak geleceğini belirsiz hale getirmesi ve sandık ile örgütlülükler üzerinde söz sahibi olmasından ibaret olmadığı çok açık. Devlet tek başına AKP, MHP veya Cumhur İttifakından ibaret olmadığı da ortada. Siyasal sistemlerin siyasetçilerin ihtiyaçlarından doğmadığı tarihsel bir gerçeklik. Devlet nasıl yönetiliyorsa ona göre mi ihtiyaçları ve kurumları şekilleniyor, yoksa devletin ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa ona göre mi şekillenip yönetiliyor sorularına uygun cevap, geriye doğru bakınca “tencerenin yuvarlanıp kapağını bulmasına” benzer bir süreç olarak değerlendirmek mümkün. 12 Eylül ile önü açılan, kamusal değerlerin özelleştirilmesi ve piyasalaştırması, kamusal hizmetlerin........
