menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beyaz Acı

9 0
25.05.2026

Cahit Çarkçıl’ın “Beyaz Acı” şiiri, ilk bakışta Bingöl’den Kiğı’ya yapılan zorlu bir yolculuğun pitoresk manzarası gibi görünür. Fakat şiirin derininde karla örtülmüş bir coğrafyanın, terörle yaralanmış bir okulun, yanmış bir arşivin ve dağların unutmadığı ölülerin hafızası vardır. Bu bakımdan şiir, Faruk Nafiz’in “Han Duvarları”ndaki yolculuk duygusunu, Cahit Külebi’nin “Bingöl Çobanları”ndaki dağ ve insan lirizmini, Tevfik Fikret’in pitoresk duyarlığı ve Ahmet Haşim’in renk, musiki ve sembolik atmosfer anlayışıyla birleştiren çağdaş ve acılı bir Anadolu şiiridir.

Cahit Çarkçıl’ın Kırmızı Mayıs adlı kitabında yer alan “Beyaz Acı”, şairin kızı Işın’a ithaf edilmiştir. Bu ithaf, şiirin sadece bir tabiat şiiri ya da yol şiiri olmadığını daha baştan gösterir. Çünkü burada şiirin merkezinde hem bir coğrafya hem de kişisel bir kader vardır. Şairin 1974 yılında edebiyat öğretmeni olarak atandığı yer Bingöl’ün Kiğı ilçesidir. Ancak şair bu göreve gitmemiş, atamasını Manisa’daki bir ilçe lisesine aldırmıştır. Yıllar sonra, Antalya Lisesinden emekli olduktan sonra, öğretmen olan kızı Işın’ın kura ile aynı coğrafyaya, Kiğı Lisesine gitmesi, şiire güçlü bir kader duygusu kazandırır.

Bu durum şiirin arka planında çok önemlidir. Baba bir zamanlar gitmediği yere, bu kez kızının kaderi üzerinden döner. Şiirdeki yolculuk yalnız Bingöl’den Kiğı’ya yapılan fiziki bir yolculuk değildir; aynı zamanda babanın geçmişine, kaçınılmış bir göreve, Anadolu’nun unutulmuş acılarına ve kızının öğretmenlik idealine doğru yapılan içsel bir yolculuktur.

Şiirin ilk dizelerinde Bingöl, küçük fakat içine büyük bir tabiat ve tarih sığdırmış bir şehir olarak görünür:

zor bir kent avuç içi kadarnasıl sığmış içine bin tane gölakıl almaz Bingöl

Burada “avuç içi kadar” ifadesiyle “bin tane göl” arasındaki karşıtlık dikkat çekicidir. Şair, küçük görünen bir coğrafyanın içine sığmış büyük tabiatı ve büyük acıyı aynı anda hissettirir. Bingöl hem “akıl almaz” güzelliktedir hem de akıl almaz bir tarihsel yük taşır. Şehir, kar şerbeti satılan, pembe-beyaz renklerin iç içe geçtiği masum bir yer gibi açılır:

çarşısında kar şerbeti satılırpembe beyaz, bardağa sığmaz

Bu dizelerde pitoresk yapı belirgindir. Şair renklerle konuşur. “Pembe”, “beyaz”, “kar”, “şerbet” kelimeleri tablo gibi bir görüntü kurar. Tevfik Fikret’in şiirinde görülen resimsel duyarlık burada da vardır. Fakat Cahit Çarkçıl’daki pitoresk yapı yalnız estetik bir güzellik yaratmak için kullanılmaz. Bu güzelliğin arkasında yaklaşan bir sarsıntı vardır. “Bardağa sığmaz” ifadesi yalnız kar şerbetinin bolluğunu değil, coğrafyanın taşan duygusunu da anlatır. Bingöl bardağa, haritaya, sıradan bir anlatıma sığmaz.

Şiirin devamında Bingöl’den Kiğı’ya uzanan yol başlar:

oradan bir ilçeyekıvrımı sayısız yolhiç bitmeyecek bir beyazezberleri bozan bir ince uğultu kulaklarda kalan

Bu bölümde yol, şiirin ana imgesine dönüşür. Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”nda yol, Anadolu’nun iç dünyasına açılan bir kader çizgisidir. “Han Duvarları”nda şair, gurbet, yol, yoksulluk, han, iz ve hatıra üzerinden Anadolu’nun ruhunu kavrar. Cahit Çarkçıl’da ise hanların yerini dağ yolları, kıvrımlar, kar, askeri araçlar ve karakol alır. Faruk Nafiz’in yolunda eski Anadolu’nun kederi vardır; Cahit Çarkçıl’ın yolunda ise yakın tarihin kanlı ve terörle yaralı Anadolu’su vardır.

“Hiç bitmeyecek bir beyaz” dizesi şiirin anahtarlarından biridir. Beyaz, normalde saflığı, temizliği, karı ve masumiyeti çağrıştırır. Fakat şiirin adı “Beyaz Acı”dır. Böylece beyaz renk, şiirde masumiyetle birlikte acının, ölümün ve unutulmayan hatıranın rengine dönüşür. Şair, karın örttüğü fakat yok edemediği bir acıyı anlatır.

Dağlar şiirde yalnız tabiat unsuru değildir. Dağlar canlıdır, yürür, hatırlar, tanıklık eder:

bu kadar dağ olur mu oluyorbaşı hep yukardaiçinde beyaz bir gürültü bu dağlariçinden göğe akan gömgök ırmaklar

Bu dizelerde Mehmet Kaplan’ın şiir........

© Akdeniz Gerçek