Batı Düşüncesinden İkinci Yeni’ye Bireyin Trajedisi
Bu makale, İkinci Yeni şiirinin Batı düşünce dünyasıyla kurduğu çok katmanlı ilişkileri, özellikle Alman Romantizmi, Fransız şiiri ve varoluşçu felsefe bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. “Anlamsızlık” suçlamasıyla karşı karşıya kalan İkinci Yeni estetiği; Arthur Schopenhauer’in karamsar felsefesi, Heinrich von Kleist’ın hakikat krizi ve Friedrich Hölderlin’in dilsel yalnızlığı ile doğrudan bir etki ilişkisinden ziyade derin paralellikler taşımaktadır. Bunun yanında Fransız şiirinde Charles Baudelaire ve Stéphane Mallarmé ile belirginleşen sembolist damar ile André Breton ile kurumsallaşan sürrealist anlayış, İkinci Yeni’nin imge dünyasını besleyen önemli estetik kaynaklar arasında yer almaktadır.
Türk şiirinde modern bireyin huzursuzluğu ilk olarak Servet-i Fünun döneminde belirginleşmiştir. Bu dönemdeki kaçış arzusu, coğrafî ve fiziksel bir yönelim taşırken, İkinci Yeni’de bu kaçış ontolojik bir derinlik kazanarak dilin ve imgenin içine yönelmiştir. Tevfik Fikret ve arkadaşlarının yeni bir hayat kurma hayalleri, bireyin toplumsal baskıdan uzaklaşma isteğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir [1]. Buna karşılık 1950’li yılların İkinci Yeni şairi için dünya artık kaçılacak bir yer değil; anlamı parçalanmış bir varlık alanıdır. Bu nedenle kaçış dış dünyaya değil, nesnelerin ve dilin içine yönelen bir geri çekilme biçimi almıştır.
İkinci Yeni’nin imge yapısında Fransız şiirinin etkisi belirgindir. Arthur Rimbaud ve Guillaume Apollinaire’in dilde kurduğu özgürlük alanı, Baudelaire ve Mallarmé’nin sembolist kapalılığı ile birleşerek İkinci Yeni’de yoğun ve çok katmanlı bir imge dünyası oluşturmuştur. André Breton ile sistemleşen sürrealist anlayış ise bilinçaltının şiire dahil edilmesini sağlamıştır.
Bu şiirdeki varoluşsal bunalım, Albert Camus ve Jean-Paul Sartre gibi düşünürlerin etkisiyle “hiçlik” ve anlamsızlık ekseninde derinleşmiştir. İnsan artık dünyaya “atılmış” bir varlık olarak konumlanmakta; bu durum bireyin ontolojik yalnızlığını keskinleştirmektedir. Bununla birlikte Schopenhauer’in ortaya koyduğu “istenç” kavramı, bu bunalımın metafizik zeminini oluşturmaktadır. Schopenhauer’e göre dünya, akıldışı bir istemenin tezahürüdür ve insan bu isteme nedeniyle sürekli bir eksiklik ve acı hâlinde var olur [2]. İkinci Yeni’de ise........
