menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 40 Yıl Önce İhsan Sabri Çağlayangil İle Yaptığı Söyleşi

5 0
07.06.2026

1986... Kemal Kılıçdaroğlu İhsan Sabri Çağlayangil ile röportaj yaptı...Adalet Partisi Milletvekili, Dışişleri Bakanı, Çalışma Bakanı, Cumhurbaşkanı Vekili ve Cumhuriyet Senatosu Başkanı olarak görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil’in(1908-93) anılarını “Kader Bizi Una Değil, Üne İtti; Bilgi Yayınevi) adlı kitapta toplamıştı...Röportaja Süleyman Demirel'in bir başka sağ kolu işadamı Cavit Çağlar'da katıldı...

Röportaj "Dersim ve Madımak söyleşileri" adı altında 2016 yılında Dersim’li Mesut Özcan tarafından yayınlandı...

İhsan Sabri Çağlayangil: Cumhuriyet devrindeki ayaklanmalar başka iş, Dersim hareketi başka iş… Cumhuriyet devrindeki ayaklanmalara Dersim bir bölümüyle girer. Yalnız Dersim, Cumhuriyet devrindeki ayaklanmalardan ibaret değil.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet, evet…

İhsan Sabri Çağlayangil: Dersim hakkındaki en güzel kitabı “Hizmete Mahsus” olmak ve 100 nüsha basılmak şartıyla Kazım Orbay yazmıştır, Jandarma Genel Komutanı iken. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Kitabı gördüm efendim. Türk Tarih Kurumu’nun kütüphanesinde var.

İhsan Sabri Çağlayangil: Var… Onda tarihi izahat var. Ve Dersim hakkında en iyi, en resmi tetkik de odur. Benim bildiğim ve iştirak ettiğim kadarıyla Dersim, Türkiye'deki Kürtler meselesinin önemli bir parçasıydı. Halk Partisi devrinde, Atatürk devrinde ve onu takip eden İnönü devrinde Kürt meselesi önemli bir hadise idi, Bugün de önemlidir, bugün dünden daha önemlidir. Ben, Malatya Emniyet Müdürü iken Kürt meselesine merak sardım. O devirde Türkiye iki bölümdü. Fırat Şarkı ikinci yasak bölgeydi. Ecnebilere kapalıydı. Fırat’ın Şark’ına gitmek merasime tabiydi. Malatya etnolojik olarak Türklerin bittiği, Kürtlerin başladığı bir yerdir, bir sınır vilayetidir. Türk kazaları da vardır. Kürt meselesiyle uğraşırken Alevilik ve Şiilik meselesine de temas ettim. Hüseyinnâme isminde el yazması bir kitap buldum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hüseyinnâme…

İhsan Sabri Çağlayangil: Evet… Onu inceledim. Ve iki ayrı rapor yazdım, o devirde Dışişleri Bakanlığına verdim. Raporların birer nüshası bende. Fakat ara bul derseniz bu evrak-ı perişanın içinde imkânı yok bulamam. 

Dersim'de ilk hareket Galatalı Şevket Bey zamanında yapılmıştır. Galatalı Şevket Bey bir albay. Ben sizin yaşınızda iken, yani 40-45 senelerinde, Emniyet Genel Müdürlüğü Levazım Müdürü Avcı Halil Bey vardı. Kendi kendini yetiştirmiş bir adamdı, üniversite tahsili yoktu. Fakat Galatalı Şevket Bey’in bölüğünde ihtiyat subaylığı yapmıştı. Mersin’deki Kürtlerin Kürtçe şarkılarında hâlâ Galatalı Şevket Bey’in yaptığı mezalimin, öldürdüğü Kürtlerin ağıtları ve destanları yaşar. Hâlâ söylerler.

İki büyük siyaset Cumhuriyet’te zaman zaman hâkim olmuş ve çarpışmıştır. Birincisi, bunlara şiddet yoluyla hâkim olmak, ikincisi, kültür yoluyla hâkim olmak… Kültür yoluyla hâkim olmak siyasetinin müdafi Avni Doğan gibi 4. Umum Müfettişlik yapmış, o havalide uzun müddet valilik ve müfettiş-i umumilik yapmış, Kürtleri tanımış kimseler taraftardı. Fakat Atatürk devrinde Bütün Türk siyasetine Müşir Fevzi Çakmak’ın mutaassıp görüşü hâkimdir. Fevzi Çakmak Doğu’ya yol yapmanın, Doğu’da mektep açmanın, Kürtleri elit hale getirmenin, oraya medeniyet sokmanın aleyhindeydi. Bunlar uyanırlarsa istiklal fikrine kapılırlar ve vatanımız bölünür diyordu. 

Cumhuriyet devri ayaklanmalarla geçmiştir. Bu ayaklanmalar Kürtçülük ile dincilik arasındaki yakın tesanütün ve ittifakın neticesiydi. Şeyh Sait Ayaklanması, Seyit Rıza Ayaklanması, Dersim Ayaklanmaları bunların neticeleridir.

Şeyh Sait Ayaklanmasında faal bir rolüm yoktu. Onu, bir zamanlar bizim mebusluğumuzu yapan ve bugün de bizim partimiz için çalışıyor görünen torunu Melik Fırat’tan dinledim. Melik Fırat halen hayattadır, Ankara’da yaşar. Münevver bir Kürt’tür. Son 25 Mart belediye seçimlerinde Yalova’daki göçmen Kürtler üzerinde Melik Fırat’ın büyük nüfuzu olduğu söylendi, kendisinden ricada bulundum. Buraya gönderdim fakat teşebbüslerinde müsbet sonuç elde edemedik. Melik Fırat çok güzel satranç oynar, dini ilimlere yakından vakıf. Benim samimi bir Türkçü müdür, samimi bir Kürtçü müdür hakkında kesin karar veremediğim bir yaradılıştadır. 

Kendisiyle bu konuyu çok münakaşa ettim. Benim tezim şu idi: Türkiye’de Kürtlere herhangi bir ayrıcalık yapılmıyor. Kürtlerden general var, mebus var, Kürtlerden hâkim var, Kürtlerden bakan var, başbakan var, cumhurbaşkanı var. Ferit Melen Kürt’tür, Cemal Gürsel Kürt’tür. Bir Kürt Türkiye'de başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına çıkacak imkâna malikse ve önü handikape değilse, kapalı değilse Kürdistan istiklale uğrasa, 6-7 milyonluk bir cumhuriyet olsa, 7 milyonluk bir cumhuriyetin başına geçmek mi iyi, 50 milyonluk bir cumhuriyetin başına geçmek mi iyi? Eğer Türkler, Kürtler Türkiye'de herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulsalar, Türklere karşı cephe almakta haklıdırlar. Fakat bir Türk gibi önleri açıktır ve istediklerini yapma haklarına maliktir. O halde Türkiye’deki Kürtçülük akımlarının sebepleri nedir, diye Melik Fırat’la yaptığım münakaşada, bana dedi ki: “Doğru söylüyorsun ama Türkiye’de bugün 34 bin Rum kalmıştır, Ermeni kalmıştır, 7 bin Rum kalmıştır. Fakat Rumca ve Ermenice gazete çıkarmak mümkündür, Kürtçe gazete çıkarmak mümkün değildir. Rumca, Ermenice konuşmak hiç kimsenin kulağını hırpalamaz. Kürtçe konuşmak sizin için yakışık almayan bir iştir. Hâlbuki 2.5-3 milyon nüfusu vardır ki memleketin Kürtçeden başka bir şey bilmezler. Türkçe bilmezler. Ee, bunlar dünya ahvaline vakıf olmak isterler. Mecburen Nazımiye’deki Barzani'nin Kürt radyosunu dinlemekte ve onun tesiri altında kalmaktadırlar. Hâlbuki Türk radyosu, Kürtçe neşriyat yapsa ve bunlara Kürtçe Türkçülük telkin etse, bu milletin bir parçası olduğunu söylese, daha iyi olmaz mı” dedi.

Ben bir tarihte davetli olarak, bakan olmadığım bir devirde idi, İran’a gitmiştim. Şah davet etmişti. Şah’ın Nevin Partisi’nin büyük bir kongresi olacaktı. İran'da Kürtler yaşar. Bir gece yemek verdiler bize, folklor yaptılar.

Sunucu adam çıktı dedi ki: İran nüfusunun 4 milyondan fazlası Kürt’tür, bunlar ari mezheptir. İran Şah da Aryani ehlidir. Onların da padişahıdır. Çok güzel folkloru vardır. Şimdi size onlardan örnek vereceğiz dedi. 

Kürtler çıktı. Kürt şarkıları, Kürt halk oyunları söylediler. Kürtlerle övünmek İran için bir siyasetti. Kürtlerin de kendi kültürlerini bir İranlı olarak takdim edebilme imkânı, onlara bir nevi kaynaşma hissi veriyordu. Hâlbuki biz, Kürtçe plakları toplatıyorduk, Kürtçe şarkılar hakkında takibat yapıyorduk ve Kürtçe konuşmanın aleyhindeydik. Kürtlere mektep açmak, Kürtleri uyandırmak, Kürtleri münevver hale getirmek, Türk bağımsızlığının aleyhinedir fikri Kürtleri temsil etmek, Kürtleri Türk yapmak için Türklere hulûl etmek fikriyle daima mücadele halinde yaşamıştır.

Dersim’i merak ettiğimden Dersim’i gezdim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hangi yıldı efendim?

İhsan Sabri Çağlayangil: 1936, 1937… Dersim’e jandarma giremiyor, Dersim’e tahsildar giremiyor, Dersim'de ağa nüfuzu cari, Dersim’de hükümet yok, Dersim’de Türkiye Cumhuriyeti otoritesi yok. E otorite olmayınca o boşluğu ağa doldurmuş Kürt doldurmuş. Bir yandan hükümranlık Cumhuriyet’te, bir yanda otorite Kürt ağasında… Bu çelişki Dersim’in mukadder hayatını yaşıyor.

Ben Malatya'da Emniyet Müdürü iken beni Emniyet Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğü’ne tayin ettiler. Düşündüm ki zaten muvakkat gönderilmiştim Emniyet Müdürlüğü'ne ve zaten memuriyette terfi imkânlarımın yolu, kapısı açılsın, diye uğraşıyordu beni yetiştirmek isteyenler. Ben bir daha buraya dönmem, dedim. O tarihte Dersim’de harekât cereyan ediyordu.

Harekât şöyle başlamıştı: Fırat üzerinde Şeytan Köprüsü denilen bir yer vardır. Şeytan Köprüsü mevkiinde Fırat 4 metre enliğine kadar daralır. Buna mukabil derinliği 17 metre çoğalır. Onun başında karakol vardır. O Şeytan Köprüsü’nden geçilince Dersim’e girilmiş olur. O karakolda İsmail Hakkı isminde bir yedek subay komutasında 33 jandarma eri nöbet tutuyor. Orası Dersim'in kapısı. Seyit Rıza bir gece kuvvetleriyle basıyor bu İsmail Hakkı Bey’i ve 33 jandarmayı da şehit ediyor. Onun üzerine devlet, o tarihlerde Müfettiş-i Umumilik Teşkilatı var, 4. Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan Paşa, Kastamonulu ona emir veriyor, bütün ordu iştirak etsin, bu Dersim’i temizleyin, diyorlar. Dersim Harekâtı böylece başlamış bulunuyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu: 37’deki harekât değil mi efendim?

İhsan Sabri Çağlayangil: 37. Ben de bu tarihte Ankara'ya tayin edilmiştim. Valiye gittim, dedim ki: Ben bir daha buralara gelemem. Biliyorsunuz, bu Kürt meselesine meraklıyım. Bu Abdullah Paşa’ya gidelim de nedir bu hareket, neler yapıyorlar öğrenelim. Acaba bize izin verir mi vekâlet?

Ben de merak ediyorum dedi Vali. Bir şifreyle vekâlete müracaat etti. Emniyet Müdürü Ankara'ya tayin edildi. Görmek istiyor dedi, şeyi. Ben de merak ediyorum. İzin verirseniz Abdullah Paşa’ya gidelim. Bize yardımcı olsunlar, harekât sahasını görelim. Vekâlet müspet cevap verdi. Abdullah Paşa’ya tebligat yaptık. Emniyet Müdürü’nü yanınıza alın, gidin dediler Vali’ye. 

Abdullah Paşa, o ara Elazığ’da değil mi efendim?

İhsan Sabri Çağlayangil: Elazığ’da… Ben de Malatya Emniyet Müdürüyüm. 

Valiyle otomobile bindik Elazığ’a gittik. Abdullah Paşa bizi misafir etti. Maksadımızdan haberdardı. Harekât başlayalı 1-2 ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki: “Bu kefereyi, dedi kıstırdım. Ekinlerini yaktım. Uçakla mağaralara iltica ettiler, fakat dağlık arazi… Karargâhım Munzur’da. Munzur’a Hozat’tan geçerek gittik. Sonradan il olan veyahut o tarihte de il olan Bingöl ilinden başka ne var ortada? Tunceli… Tunceli vilayetinin merkezi… Karşıda Allahuekber Dağları var. Abdullah Paşa dedi ki, bu dağları tuttular, bu dağlarda bir mavzerli, bir alayı durdurabilir, öyle geçitler var, dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Munzur Dağları mı, Allahuekber Dağları mı efendim?

İhsan Sabri Çağlayangil: Allahuekber Dağları. Munzur Dağları’nın bir parçasıdır.

Bir kadın var dedi, bunların içinde, kadının resmini de gösterdi, o kadar nişancı ki, dedi Şimdi dağlar böyle karşılıklı, karakol var, karakolda kapı aralığından jandarmayı vurmuş karşıdan, o kadar nişancı… Çok zorluk çekiyoruz, dedi. Bunlara, dedi, haber........

© Akdeniz Gerçek