Gerçeğe Talip Olanlar, Bedel Ödemeyi Göze Almalıdır!
Yaşadığımız bu dönemde doğruyu söylemek, yanlışları dile getirmek büyük cesaret istiyor. Çünkü doğru söylemenin bir getirisi yok. Eğer gerçeği söylerseniz ya itibarsız hale getiriliyor ya da çeşitli yaptırımlarla karşılaşıyorsunuz. Sadece doğruyu söyleyenlerin susturulmaya çalışıldığı bir ortamda, özgürlük ve adaletten bahsedilebilir mi?
Gerçekleri söylemek, iktidarın hatalı politikalarına yapıcı eleştiriler getirmek, aslına bakılırsa iktidarın işine yarar. Eleştiri, doğru kararların alınması ve hatadan dönülmesi için bulunmaz bir fırsattır. Lakin içinde bulunduğumuz tabloda yönetimin hatalı uygulamalarını ve hukuksuzlukları dile getiren muhalifler sistematik olarak dışlanmaktadır.
Hak, hukuk ve adaletin göz ardı edildiği, özgürlüklerin alabildiğince kısıtlandığı ve korku ikliminin hâkim olduğu bir ülkede; demokratik değerler ve ilkeli siyaset olmaz. Böyle olunca da gerek iktidarda gerekse muhalefette meydan şakşakçılara ve her şeye “eyvallah” diyenlere kalıyor. Zira insanlar, “en güvenli liman, hiçbir şey söylememektir” diye düşünüyor!
Hiçbir toplum yolsuzluklar, yasaklar ve yoksulluk karşısında suskun kalarak sorunlarını çözemez, iyiye ulaşamaz. Bir zamanlar bir slogan vardı: “Susma sustukça sıra sana gelecek!” Bu sloganı atanlara genellikle sol görüşlü olduğu için kızar, tepki gösterirdik! Geçen zaman onları haklı çıkardı. Milletin sustuğu bir ülkede; susmanın ve kaderine boyun eğmenin bedeli çok ağır oluyor.
Nazi karşıtı, Alman ilahiyatçı, Pastor Martin Niemöller'in sözleri bu durumu çarpıcı bir şekilde anlatır: “Önce Yahudiler için geldiler,........
