Toprağa Serilen Destan
Antalya'nın cümle kapısından içeri girince, Toroslar'ın eteklerinde; rüzgârın keçileri değil, masalları sürüklediği Döşemealtı'nı görürsünüz.
Yüzyıllardır süren tezgâh ile ipliğin sevdası burada yaşar. Her düğümde bir dert, her ilmikte bir umut gizlidir. Bu topraklarda halı dokunmaz; halı yazılır. Dağın suskunluğu, obanın türküsü, kadının söyleyemediği sözler yünle, kök boyayla ve motiflerle dile gelir. Döşemealtı halısı dedikleri işte budur; bir halkın sessiz destanıdır.
Yörük kızı çökmüştür tezgâhın başına... Bir elinde kök boya, bir elinde kuzunun yününden eğrilmiş iplik. Ellerinde zamanın izi, gözlerinde Toros'un mavisi vardır. O, ilmeği atarken yalnızca ipi değil, atalarının hatıralarını da düğüme bağlar. Kocasulu desenini işlerken sevdayı anlatır; mihraplı desende ise dua eder gibi dokur. Her motifin bir öyküsü, her rengin bir anlamı vardır. Kırmızı sevdanın ateşi gibi yanar; lacivert........
